Çar. Eki 28th, 2020

Sultan KILIÇ

Şaheserin iyileştirmesi yılları aldı. Hâlâ da bitmiş değil onarımı. Avluya bakan yazlık bölüm, üç yan boyunca sütunlar arasındaki bölümlerden oluşuyor.

Çevreyolundaki üniversite durağının doğu uzantısından Battalgazi Belediyesi’nin halk otobüsleri kalkıyor. Otobüsü beklerken dolmuş geliyor. Otobüs beklemektense dolmuşla daha çabuk giderim, düşüncesiyle dolmuşa biniyorum. Hemen hareket ediyoruz, sözü çekici geliyor. İçeride on kadar kadın oturuyor. Bunca kadını bir ilçe dolmuşunda bir arada görünce şaşırıyorum. Bunları düşünürken, dolmuşun en arka koltuklarının bir önündeki boş koltuğa oturuyorum.

Çok geçmeden, bir kolunda tespihler, öteki elinde fıs fıs denen esanslarıyla bir satıcı giriyor dolmuşa. Dört yanı camlı, altı ve üstü ahşap bir kutuya doldurduğu pek çok esans taşıyor adam. Yaşlı erkeklere, hacılara gül suyu, esans sıkarak ürün tanıttığı için fıs fısçı deniyor bu satıcılara Malatya’da. Fıs fısçı, dolmuştan içeri girer girmez tüm kadınlar, iğne batırılmışçasına yerlerinden yekinerek yüzlerini buruşturuyor; burunlarını kapatıyorlar. Midem altüst oluyor. Kapalı şişelerden sızan bu koku bu kadar rahatsız ediciyse, sürüldüğü zamanı düşünün. Kadınların bunca rahatsız olduğu bu kokuları erkekler, ne akla hizmet, bir de para harcayarak üstlerine başlarına sürerler?

Kadıların yüreklisi Azzet bibi: “Sen bunları en eyisi bagaja goy çağam; çoh kötü gohuyu.” diyor. Esansçı: “İçlerinde kadın parfümü de var.” diyor. Savunma, ürün pazarlama hepsi bir arada. On beş yirmi dakikalık yolculuk, bu ağır kokuyla uzadıkça uzuyor. Burnumdan mendilimi çeker gibi oluyorum; dayanılmaz koku. Mendilimi yeniden burnuma basmamı gerektiriyor. Dolmuşun açık camlarından önden arkaya doğru esen yel, kokuları arkaya savuruyor da boğulmaktan kurtuluyorum.

Eskimalatya, Aşağışeher, son yıllardaki adıyla Battalgazi ilçesi; Malatya’nın en yakın ilçelerindendir. Malatya merkezi ile aralarında boşluk kalmamış, her yan konutla dolmuş. Malatya’nın mahallesi gibi artık. Söylendiğine göre Osmanlı ordusu, doğu seferine giderken Malatya’nın eski yerleşim yeri olan Aşağışeher’de bir yıl konaklar. Askerlerin barınması, üretmeden tüketmesi halkı canından usandırır. Halk da bağlara; yani şimdiki yerleşim yerine; Aspuzu’ya taşınır. Eskimalatya, binlerce yılın pek çok uygarlığını barındırıyor. Açık hava müzesi niteliğinde bir yerleşim yeri.


Daha ilçenin girişinde oldukça heybetli surlar karşılıyor konukları. Romalılardan kalma surlar, dense de Malatya surları, tüm ilçeyi çepeçevre sarıyormuş, İlçenin her yanında sur kalıntıları var. Halkın, bu sağlam, metrelerce eninde, kilometrelerce uzunluktaki surları nasıl yağmaladığını üzülerek öğreniyorum.

Surları güçlükle sökerek taşlarını sattıklarını; ahır, bahçe duvarı, ev temeli gibi ihtiyaçlarında kullandıklarını öğreniyorum. Tarihi surları söküp taşlarını paraya çevirirken, surdan kalan araziyi de mülklerine kattıklarını tabi. Son yıllarda Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın ve ilçe kaymakamlarının çabalarıyla ilçedeki diğer tarihsel kalıntılar gibi Roma surları da koruma ve onarım kapsamına alınıyor.

Daha sonra ilçeyi gezerken evlerden birinin avlusuna konuk oluyorum. Roma surunu iki yandan oymuş, surun bir yanına oda; öte yanına da tuvalet sıkıştırmışlar. Yaşlı ev sahibesi: “Anam, eyle gayım, eyle gayım ki bu tuvarlar; sökülmüy ki sökek. O vahıtlar çimento da yohmuş. Diyiler ki harcına gum, kireç, yımırta gatmışlar. Bu gader sura yımırta doğuracah tavığı nerden buldular? Bunca tuvara yımırta mı yetişir? “ diyor. Surların sağlamlığından yakınıyor. Birçok evin avlusuna doğal duvarlık ediyor Roma surları. Halk arasında Roma surları dense de tarihçiler, Malatya surları demeyi tercih ediyor.


İlçe meydanında tören yapılacağından meydanın yan sokağında iniyoruz dolmuştan. Kurtulduk fıs fıs kokularından. Meydan, geniş ve güzel. Çepeçevre dükkânlar ve kahvehaneler var. İlçeye uyum sağlayan şekilde düzenlenmiş güzel bir de otobüs durağı var meydana bakan. Kahvehanelerin önü sohbet eden, çay içen erkeklerle dolu. Sanırım ilçe meydanları hep erkeklere hizmet ediyor. Çırmıhtı’da da aynı manzarayla karşılaşmıştım. Çırmıhtılı kadınlar, bu nedenle ilçe meydanından geçememekten yakınmışlardı.

Aşağışehir’in meydanında fıskiye de var. Meydanın batısına sahne kurmuşlar. Akşama şenlik konseri varmış. Meydana plastik sandalyeleri şimdiden dizmişler. Belediye binası ile karakolun önünden geçince karşıma kervansaray çıkıyor. Muhteşem bir eser, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı. 1637 yılında 4. Murat’ın silahtarı Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış ve 4. Murat’a hediye edilmiş. Yazlık ve kışlık bölümleri; çok geniş bir avlusu var. Kışlık alanda pek çok sütun, pek çok pencere dikkat çekiyor. Oldukça heybetli; ama bir o kadar da zarif bir yapı. Kesme beyaz taşlardan örülmüş, ince bir beğeninin görkemli eseri.

Ermeni- Süryani taş ustalarının emekleri, sabırları, özverileri, mimari bilgi ve becerileri, taşa işlenen ince beğenileri her yanda görünüyor. Resmi tarihçiler, bu kervansarayda bilinçli olarak Ermenilerin- Süryanilerin işçiliklerinden, ustalıklarından söz etmemekte direnseler de Aşağışehir’deki Silahtar Mustafa Paşa Kervansaray’ı, Ermeni ve Süryani ustaların ölümsüz eseri.


Şaheserin iyileştirmesi yılları aldı. Hâlâ da bitmiş değil onarımı. Avluya bakan yazlık bölüm, üç yan boyunca sütunlar arasındaki bölümlerden oluşuyor. Kültür etkinlikleri çerçevesinde, bu bölümlerde sanatçılar, yoğun bir çalışmaya girişmişler. Seramik, heykel, resim, ebru gibi sanatsal çalışmalar yapılıyor. Hocaların gözetiminde gençler ve çocuklar uğraşıyor. Çocuk grubu, suluboya ve ebru ile uğraşıyor.

Not: Devamı var.

 sultankilic44@hotmail.com

 

64

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir