Sal. Eki 20th, 2020

KİM KOYDU BU AŞK MEKTUBUNU AZZET BİBİNİN KAPISINA?

 

Sabaha kadar yağdı yağmur Malatya’ya. Bağlar bahçalar çimdi bir güzel şimdi. Güz yaprakları yerle bir; sarı, kırmızı, mor, yeşil renk cümbüşünde her yan. Gazeller arasında, hışırtılar eşliğinde yürüyüşe çıkıyorum. Hava kapalı, güneşten eser yok; ama doğa yunmuş arınmış sabaha kadar.

Hızlı hızlı yürüyorum. Tam kenti terk etmek üzereyken durduruluyorum. Başına örttüğü kareli, siyah beyaz çarşafıyla Azzet bibi karşımda. Azzet bibinin seslenmesiyle durmak zorunda kalıyorum. “Heyirli sabahlar çağam, neriye beyle, ardından atlı mı geliyi?” diyor. Yüzüne bir şey diyemiyorum; ama içimden söyleniyorum. İlk kez mutsuz oluyorum Azzet bibiyi gördüğüme. Yürüyüşüme engel olacağını tahmin ediyorum. Bir an selamlaşmayla kurtulamam Azzet bibiden, biliyorum.

Azzet bibi,yarım sayfalık bir kâğıt uzatıyor elime. Kâğıt, yağmuru yemiş, buruşmuş; ama yazılar silinmemiş, tükenmezkalemle yazıldığından. “Hele ohu şunu çağam. Bayah gapıya çıhdım, bahdım gapının ögünde duruyu. Ya su ya da aletirik parası isdiyilerdir. Soyna aletirigimi keserler geç galırsam.

 Bir de gaçah aletirik gullananların gaçah parasını benden kesiyilerimiş. Töbe töbe, harami bunlar anam. Gıçlarını galdırıp da gaçah aletirik gullananların yahasına yapışamıyılar. Beni yolmah goley ya, dutmuş beni yoluyular.

Beni yolanlara göz yuman şerefsizlere ne diyem şindi? Aha gözleriğiz avuçlarığıza töküle. Bu nasıl demigırası? Çohlar, azları ayahlarının altına almış çıynıyı Çırmıhdı’nın bez yolluğu gibi. Buna da demigırası deyiler. Get anam get, beyle demigırasının ben ta içine…”

Azzet bibi, demokrasiye ince ayar yaparken elime tutuşturduğu ıslak kâğıda göz atıyorum. Azzet bibi, sana aşk mektubu yazmış, kapına koymuş biri, diyorum.

Zaten sinirlenmiş olan Azzet bibi köpürüyor: “De get ganere, utanmıy mısın beni oynatmıya? Eben yaşındayım, beniminen maytap geçiysin sabah sabah!” diye azarlayınca kendisine okuyorum elime elektrik faturası olabilir diye tutuşturduğu kâğıdı.

“Seni çok özledim aşkım. Ben, geldim diyorum fısıltılarla. Bağırmak istiyorum, haykırmak istiyorum seni sevdiğimi. Haykırmak istiyorum; yapamıyorum. Ayrılmak zorunda kaldığımız yasaklar yüzünden. Ben geldim; ama seni göremedim yine. Hasretim büyüyor içimde. Tenini, kokunu, gülüşünü özledim. Her gece seni sevdiğimi söylüyorum fısıltılarla. Yasaklara rağmen sana anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki… Ama anlatamam. Sesini duymayı özledim. Seni dinlemeyi özledim. Seni çok seviyorum bi tanem. Seni seviyorum.”

Azzet bibi, kareli çarşafına biraz daha sarılıyor. Yere çöküyor, dirseklerini dizlerine; ellerini de çenesine dayıyor. Gözleri uzaklarda kıpırdamadan dinliyor sonuna kadar. Eeeee, hadi konuş, dercesine yüzüne bakıyorum.

Şindi bu, baa yazılmış olabülür mü sence? Bunu, belli ki bir oğlan, sevdüğü gıza yazmış. Emme benim gapıma nasıl uçmuş? Ucu yanıh mekdup çağını çohdan aşdım gurban.” diyor. Biraz daha kurcalarım umuduyla: “Ne hüzünlü, ne güzel bir aşk değil mi Azzet bibi?” diyorum.

Ya, ne demezsin ölem. Aha bu oğlan var ya, sevdüğü gıza gavuşamadığı üçün beyle yanıp gavruluyu. Seni öksedim, seni seviyim, diyi. Hele bi gavuşsun, her şey bir anda süt köpüğü gibi söner. Herifler beyledir çağam. Gavuşana gader gul köle olurlar. Gavuşduhları billi sırtlarını döner; bu sefer de govalayacahları başga birini gözlerine kesdirirler. Aha bu mekdubu yazan soyha da gavuşamamış belli ki.” diyor.

Elektrik faturası değil nasılsa, bu mektup bende kalabilir mi, diyorum. Islak kâğıt elimde Aşağıbağlar’dan, Tecde bahçalarının üst yanındanÇırmıhtı’ya doğru yol alıyorum güz gazellerinin hışırtıları arasında. Bir de güzel yağmur çiseliyor ki…

 

Sultan KILIÇ   sultankilic44@hotmail.com

  

65

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir