Cts. Eki 24th, 2020

 

 

Deniz Çamur

Kimsesiz iki insan vardı, biri evsiz barksız ve köyümüzdeki çocukların çok kızdırdığı için şimdilerde bunun için çok üzüldüğüm Hassoğ ve Eymir’e her gitmek isteğini Salman dedeme danışan gariban Heyriye’miz vardı.

 

Soluk soluğa kapımızın önüne kadar gelip çağıllara oturup ”Şiştim Tamam” diyen Mamoş dayı vardı.

 

Kulakları iyi duymayan ve elindeki bastonuyla tek başına evinin yakınlarında dolaşan Şevket dayı vardı.

 

Televizyona ‘Tırabızon’ diyen Şevked dayının hanımı Sultan bibi vardı.

 

Bağ ve bahçesinin her bir yanı özenle kesilmiş ve çevrilmiş, işini son derece özenerek yapan Besseynoğlu Hüseyin dayı vardı.

 

Aklımın yettiği dönemde rakipsiz köy muhtarımız engin ve mütevazı kişiliğiyle aklımda yer edinen muhtarımız Sami dayı ve vefat haberini duyduğumda çocuk aklımla köyün harman yerine kaçtığımı anımsadığım Gülende bibi vardı.

 

Çocuklarının üzerine titreyen ve Bozanın bence en çalışkan ismi olan, adı gibi Kamil olan ve akşamları dedemin yanına en çok uğrayan isimlerin başında gelen Kamil dayı ve tüm zamanını ev ve bağ-bahçe işlerine adamış Emey bibi vardı.

 

Hızlı konuşması, şakacı, sevecen yapısı aklımda yer edinen ve herkesin sevdiği Emmög dayı vardı.

Sahiplenmek ve değer vermek nedir? diye sorsalar aklıma köye her geldiğimde Tamam anama yük olmayayım diye beni evlerinde kahvaltıya çağıran, banyo ihtiyacımı karşılamam için merdiven altındaki banyosunu benim için hazırlayan ve sevgi dolu bir yürekle bana her zaman ‘küçüğüm’ diye hitap eden Arife teyze vardı.

 

Arada bir Malatya’dan gelen ve bacağının birinin kesik olmasını çok merak ettiğim ama hala bilmediğim ve dedem ve Tamam anamın ‘akrabamızdır’ diye tembihledikleri Avni dayı vardı.

 

Köyün az kenarında oturan ve aklımda hep omuzunda kürekle bağ bahçe işlerine koşturan Memmed Mustafa dayı ve vefatını anımsadığım ama yüzünü maalesef unuttuğum Zeynep bibi vardı.

Çocuklarına ne kadar düşkün olduğunu, gözümün önünde evlerine girmiş olan kara bir yılanı, oğlunu korumak için eliyle öldürerek gösteren yiğit ama kimsesiz Gülay yengem vardı.

 

Köyde hayatını kaybettiğini anımsadığım ilk isim Gülağa dayının anası Döndü bibi vardı.

Köyümüzün karşısında yoktan var ettiği bağı ve bahçesiyle ne kadar emektar ve çalışkan olduğunu ispatlamış olan ve maalesef çok erken yaşta aramızdan ayrılan Veysel dayı vardı.

 

İş kazası geçirdikten sonra eşeğinin üzerinde Çerme’den gelip kapımızın önünden geçişini unutmadığım Memmed Ali küğremiz ve Zezey ve Happa küğrelerim vardı.

 

Malatya’dan gelince köyümüzde eller üstünde tutulan ve karşılanan ve Tamam anamın köyde çekindiği tek isim olarak anımsadığım ve o net ve keskin ses tonu hala aklımda yer edinmiş olan komiser Musa Köse dayı vardı.

 

Bükük beliyle hayatının sonuna kadar çalışan ve bıyıklarını oldu bitti çok sevdiğim ve doğal Dedem gibi gördüğüm Celal dayı ve adeta melek gibi bir varlık olan Fındıh bibi vardı.

 

Kapılarının önünde yüzünü güneşe çevirip oturan Hasan Hüseyin dayının anası adı gibi güzel, yumuşak yüzlü, Hanım bibi ve gelini; bize Eymir tarafımızdan da yakınlık duyan ve her zaman halimizi soran, konuşurken sevgi dolu hep gözleri gülen Zeynep bibi vardı.

 

Gidişini hala kabul edesim gelmeyen, insanı ayrı güzelliklere taşıyan sohbetini ve sofrasını tüm Bozanla ve Arguvan’la paylaşan Aleysan abi vardı.

 

En yakın komşularımız ve çocukluk arkadaşlarım Mahire ve Tahire’nin emektar ve cefakar anaları Kürt kızı Şaarban (Şehriban) bibi vardı.

 

Birimizi 3 aylıkken diğerimizi 40 günlükken (ben ve kardeşimi) alıp gözü gibi koruyup büyüten, kimselerden korkusu olmayan Tamam anam vardı.

 

En son geçen yaz gördüğüm ve bir daha göremeyebileceğimi düşünerek sarılıp vedalaştığım, ustalığı ve insanlığıyla bilinen ve bende yer edinmiş olan Sadık dayı vardı.

 

Ebemin yaptığı herleyi beğenmeyince evlerine gittiğim ve 5-6 yaşlarındaki beni büyük bir adam ağırlar gibi sofrasına konuk eden Nazım dayı ve Mercen bibi vardı.

 

Bir sabah tüm ailece köyden göçüp gittiklerini anımsadığım ve evlerinin kapısı arada sırada köye kalaycı geldiğinde açıldığını anımsadığım Akkide dayıgiller vardı.

 

Kimselere zararı dokunmayan ve köyümüze ayrı bir güzellik ve özellik katan Hasanoğ dayı vardı.

 

Aklımda hep sitem eder hali yer edinmiş olan ve bizim eve sık sık gelen yufka yürekli Körüseyn’in Yusuf dayı ve sofrasında karnımı çokça doyurduğum Sultan bibi vardı.

 

Bizleri büyüten üvey dedemin tek öz evladı olan ve çocukluk ve gençlik yıllarımda çok sevip saydığım ama oluşumunu sağladığı şartlar nedeniyle küs giden Abdullah emmim vardı.

Hiç abartmadan söylüyorum; köyde sanki emekli olup köye yerleşmiş eğitimli bir çift gibi gördüğüm Faik dayı ve Tamam anamın bize her zaman ‘akrabamızdır’ diye tembih ettiği ve yumuşak yüzlü Zeynep bibi vardı.

 

Aklım yettiği zamanlarda hasta olduğunu anımsadığım ve oldukça zayıf bir bünyeye sahip olduğunu anımsadığım Eğitmen dayı ve Hatun bibi vardı.

 

Hayatını kaybettiğinde ‘ölüm için çok erken değil mi?’ diye kendimce hayatı ve ölümü sorguladığımı ilk anımsadığım ve aklımda ince yapısıyla yer edinmiş olan Feyzi dayı vardı.

 

Köyümüzün meydanında Gurutdaşlı otobüscülere Mamanlı otobüscüler saldırdığında yiğitçe araya girip Gurutdaşlıları koruduğu aklıma yazılmış olan ve yine Tamam anamın ‘akrabamızdır’ diye bizi tembihlediği yumuşak yüzlü, sevecen Zöhre bibi vardı.

 

Hep iş peşinde koşan, köyümüzün belki de en uzun boylusu Hümmet dayı ile ev işlerine koşturan kınalı saçları aklıma kazınmış olan Hacöğ bibi vardı.

 

Güttüğü sürüsüyle kapımızın önünden geçen, her geçişinde nazımız geçtiği için şavlanıp koyunlarının sırtına bindiğimizde, ses etmeyen, başımızı okşayan arzının oğlu Hüseyin dayı ve hayatın zorluklarının şekillendirdiği emektar Hatem bibi vardı.

 

İnce uzun boyu ve zayıf bünyesiyle aklımda yer edinen, herkesle iyi geçinen Kemal dayı ve yüreği pamuk gibi olan ve herkese gurban, diyen çok sevdiğim Fatik bibi vardı.

 

‘Köyde bana okulumu ve derslerimi en çok kim sormuş olabilir?’ diye tüm Bozanlılara sorsam belki de herkesin en son tahmin edeceği bir isimdi o. Kulağı iyi duymayan, lafını esirgemeyen, taş gibi bünyesi var denilen, Bozan deresine ağzını dayayıp soğuk suyunu içen kapı komşumuz Mürteze dayı ve evinin odaları arasında mekik dokuyan emektar Yeter bibi vardı.

 

Almanya’dan geri dönüş yapan ve hem Malatya’da hem köyümüzde dönemsel yaşayan Muharrem dayı vardı.

 

 

Kendi kardeşi çocukları, üvey evladı babam, üvey torunu ben ve kardeşim de dâhil, sahip çıkıp besleyip büyüttüğü sahipsiz ve yetim sayısı bilinmeyen ve ‘sevgi emektir, sahiplenmeketir’ sözünün ete kemiğe bürünmüş örneği olan Salman dedem vardı.

Benim nazarımda her biri son derece değerli olan köyümün insanları arasında hayatta olmayanlar hakkında aklımda yer edilenleri kısaca yazmaya çalıştım.

Hem çocukları ve torunları okusun hem de yâd etmek amacıyla kaleme aldım.

 

Bu yazdıklarım Bozanlı küçük bir çocuğun 4-10 yaş arası izlenimleridir.

Feodal yanım çok güçlüdür ve bundan asla gocunmam.

Beni ben yapan yer köyümdür ve bu yazdığım ve yazmadığım insanlarımızdır.

Hiçbirisinden tek bir kötülük görmedim, olumsuz hiçbir tecrübe edinmedim.

Köyde herkes dayımızdı, bibimizdi, abimiz, ablamız ve kardeşimizdi.

O günlere duyduğum özlemim asla azalmadı.

 

Bugün var yarın yokuz.  Öldüğümde tüm işe yarar organlarımı bağışlayacağım, kalan bedenimin yakılıp küllerim bağlama eşliğinde ”İşte gidiyorum çeşmi siyahım’ türküsüyle rüzgarın köyüme doğru estiği bir havada karşıdaki tepeden rüzgarlara teslim edilmesini vasiyet ettim.

 

‘Memleket; ne insanın doğduğu yerdir, ne doyduğu yerdir; memleket, insanın çocukluğunun geçtiği yerdir.’

 

Ricamdır: Lütfen, kimse ne az yazmama, ne çok yazmama ne de eksik yazmama gücensin.

Çocuktum, aklım bu kadarına yetiyordu.

İnsanları bu kadar gözlemleyebildim, bu kadar tanıyabildim. Malum, çoğunu daha çocukken kaybettik.

 

Deniz Çamur

08.02.2020

125

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir