Çar. Eki 28th, 2020

 

Raşit KISACIK

 

rasit.kisacik@gmail.com

 

ABD düşmanlığı yeni değil,

“ En yakın müttefikimiz..”

“NATO’nun en güçlüleri arasında, dostumuz!”

 

Gibi yıllardır bize övgüler dizen ABD’nin aslında bir numaralı düşmanımız olduğunu biz yıllarca söyledik durduk da, inanmadalar. Şimdi inanmaya hatta tanık olmaya başladılar.

Ne diyelim, “Günaydın!”

Bizi sürekli arkadan hançerleyen ve hançerlemeyi de sürdüren bir ülke.

Kanıtı mı?

“…Yıl 1786 ABD’nin “Grand Türk” isimli gemisi İstanbul’a demir attı. İçinden inenler İstanbul’dan sonra İlk önce İzmir ve çevresine yuvalandılar. Anadolu’da birçok misyoner okulu açtılar. Yeni kiliseler kurdular etrafında cemaatler oluşturdular. Kurdukları matbaalarda 1900’lere gelindiğinde 160 bini geçmişti bile. Açtıkları okullarda ise 18 bin civarında öğrenci vardı. Türk öğrenci dışında hemen hemen tümü etnik kökenliydi. Çünkü dönemin ABD Başkanı Theodore Roosevelt’e göre dünyada herkesten önce ezilmesi gereken bir Türk gücü vardı…” (Alıntı)

Bu tarihe kadar tüm denemelerine ve başka ülkeleri piyon olarak kullanıp üzerimize saldırtmasına rağmen başarılı olamadı. Son kozunu oynadı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında ayırımcılık yapmak ve bunu körüklemek. Bu kez Doğu ve Güneydoğu’ya yayıldılar. 1948’den itibaren adına Marşal yardımı denilen yardımı (sözde yardımlarla içeriği pek bilinmeyen) süt tozlarını tüm Okullara dağıtmaya başladı.

 

O dönemin hükümetini kandırıp bizimle hiç ilgisi olmayan Kore’ye asker gönderdiler. Çoğu geri dönemedi. Bir süre ara verdikten sonra 1960’tan itibaren yeni bir oyun sahneye koydu.

 

ABD, Ankara büyükelçiliğinde Kürt İşleri Bürosu kurdu. Sonraki yıllarda Fransa da boş durmadı, kendi ülkesinde Kürt Enstitüsü açtı. Ajanları bölgemizde cirit atma konuma getirdi. Ajan yetiştirmeye başladı. Bu ajanları da ABD, İngiltere ve Fransa Kürt Enstitülerinde yetiştirmeye başladı. Ermenileri kışkırtarak (Asala’yı destekleyerek) özellikle Avrupa’da görevli büyükelçi, konsolos ve büyükelçilik çalışanlarına suikastlar” düzenledi.

 

Bu yetmiyormuş gibi güzel kızlardan oluşan kızlı erkekli gönüllüler ordusunu Anadolu’ya yaydı. “ Onların adına da Ünlü “Barış Gönülleri” dendi. Anadolu’da ne bir savaş ne de bir çatışma vardı.

 

Bu barış gönüllülerini, başta Malatya olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’da özellikle Kürt ve Alevi nüfusun olduğu yerlere gönderdi. “Savaş yoksa neden Barış Gönüllüleri olsun, diyen de çıkmadı. “Barış Gönüllüleri yani casus sayısı 1960’ların ortasında 1300’ü geçti.

 

Bölgedeki Kürt gençlerinden bazı örgütler türeterek onları Türk solundan ayırıp 1970’lerde yeni yeni Kürtçü örgütler kurdu. Kürt-Türk çatışmaları, o zaman sadece zehirlenmiş kardeşlerimize düşman olduk!

 

Sonunda yani 1984’e gelindiğinde o güne kadar adına “Apocular denilen illegal örgüt, yurt genelinde cinayetler işleyip Kürt köylerindeki ağaları öldürmeye yöneldi. 15 Temmuz 1984’te Eruh ve Şemdinli ilçelerine birer grubu eylem için gönderdi. Eruh’a gelen grubun sözde komutanı, o güne kadar 63 kişinin ölümünden sorumlu kişi cami minaresine çıkarak Kürtçe_ Türkçe ile PKK’nın silahlı eylemlere başladığını, askeri kanadını oluşturarak Kürdistan’ı kurmaya yönelik savaşa başladıklarını duyurdu. (Raşit Kısacık- Minareden Kandil’e kitabı- Ozan Yayınları)

 

Daha sonra Şemdinli baskınını yöneten sözde eyalet komutanı Mahsun Korkmaz, öldürüldü. Mustafa Çimen ise itirafçı oldu, kısa süreli cezasını tamamladıktan sonra örgüt tarafından öldürüldü.

 

1991’e gelindiğinde Irak’ın Kuzey’indeki Kürt örgütlerini Saddam yönetimine karşı kışkırttı. İç savaş başlattı. Saddam’ın kimyasal silah kullandığı yalanı ile bölgedeki Kürtler, Türkiye ve İran’a sınığında.

 

Kürt nüfusun Türkiye’ye sığınmasını fırsat bilerek kargo uçaklarıyla PKK’ya yani Irak’ın kuzeyindeki kamplarda kalan PKK’lılara silah ve mühimmat paketleri attı.

 

İşte o günlerden bugüne kadar 40 bini aşkın PKK’lı öldü. 6 bini aşkın Türk güvenlik gücü de şehit oldu. Bu tür eylemler devam ederken, TBMM’de bu örgütü destekleyen legal bir parti oluşmasına katkı sağladı.

 

Orgeneral Eşref Bitlis’in suikastında başrol oynadı. Çekiç güç adı altında tüm ülkelerin askeri birliklerinden çok CİA ajanları çeşitli insani yardım (!) adı altında çalışma yarattı.

 

Sonunda Irak’ta PKK’yı desteklerken Barzani’ye de “Federal Devlet” olanağı sağladı. Bu da yetmiyormuş gibi şimdi de Suriye’de başrol oynuyor.

 

01 Ekim 1992’de bir muhribimiz olan Muavenet gemimizi resmen (yanlışlıkla!) vurdu. Aynı yıl ABD tarafından Washington’da bir Kürt Enstitüsü kuruldu, başına da Mike Amitay adlı bir Yahudi getirildi…1992’lerde yetenekli Kürtleri, Türkiye üzerinden Guam Adasına götürerek eğitti. Bunların aileleriyle birlikte sayısı 7 bin civarındaydı. Onlar bir süre sonra dönünce Irak’ın kuzeyi yine karıştı.

 

Bu kez ilk işleri Kerkük ve Musul’un demogrataif yapısını değiştirmeye başladı. Saddam döneminde Araplaştırılmaya çalışıldığı için bu illerdeki nüfus idarelerini yaktırdı… Asıl amaç, bölgede bir Kürt Devleti kurmaktı ve bu nedenle bölge Türk’süz ve Arap’sız hale getirilmeliydi! Öyle de yapıldı! 2’nci Körfez Savaşı ile Irak’ta gücünü ve etkinliğini arttıran ABD, artık Irak’ta hiçbir Türk’ü istemiyordu. Var gücüyle de çalışmalara koyuldu.

 

ABD, banlar yetmiyormuş gibi Temmuz 2003’te, Kuzey Irak’ta görev yapan Türk Özel Kuvvetlerine baskın yaptırdı, 11 askerimizi derdest ederek tutukladı ve başlarına da ÇUVAL geçirdiler. Tüm ülke ayağa kalktı çünkü bu çuvalları kendi başlarına geçirilmiş saydı.

Konsolosluk odalarındaki her şey kırıldı, döküldü, parçalandı. Çok çeşitli malzemelerden çok, MİLLİ KRİPTO cihazımıza da el konuldu.

 

2016 yılında ABD güdümündeki Irak’taki kukla hükümete gaz verilerek Musul’daki, Başika’daki askeri varlığımız tehdit edildi, tehlikeye sokuldu ve Irak’tan çıkmaya zorlandı. ABD tarafından, Suriye’nin Afrin bölgesinde bölücü örgüt PKK adına bir ‘TERÖR AKADEMİSİ’ kuruldu! Irak’tan sonra bölgemizde en uzun sınır ülkesi olan Suriye’de iç savaş başlattı. Burada PKK/PYDyi destekleyerek, hatta dünyanın gözü önünde, uçaksavarlar, roketatarlar, Dockalar, Kaleşnikof, Zagros, Dragunov ve G- 3 otomatik piyade tüfekleri verdi. Yardımlarını da dünyaya ilan etti.

 

Suriye bataklığına bizi de çekti. Bölgemizde Akdeniz’e ulaşmak için bir koridor yaratma yarışına girdi. Bakalım ne olacak bundan sonra…

 

Bunlar yetmiyormuş gibi 1900’lerin sonunda Anadolu’da misyoner okulları açan ABD’nin şimdiki uşakları, Atatürk düşmanı kesildiler. Atatürk üzerinden onun en yakın arkadaşı İsmet Paşa’ya incir çekirdeğini doldurmayacak yalanlarla dolu iftiralar atıyorlar. Sözde tarihçi-yazar ve araştırmacı ünlü Fes’ ini sık sık düzelterek Atatürk’e olmadık hakaretler yağdıran da, onlara inanan da Atatürk düşmanı kesildi. ABD’ye “Kral çıplak” diyen ve ABD düşmanı kesilenler, Atatürk’ün manevi şahsiyetine veya heykellerine saldırının perde gerisinde yine ABD var.

 

Gelişmekte olan, özellikle Müslüman ülkelerde kargaşa ve iç savaş başlatılmasının senaryosunu İngiliz ve Fransızlar yazıyor, ABD de oynuyor.

Şimdi sormak lazım:

 

Hani en yakın müttefiklik?

Hani Nato’nun en güçlü ülkelerinden biriydik…

Nerede dostluk, kardeşlik insanlık?

Bunların tümünün fasa fiso olduğu ortaya çıktı. Saç döküldü kel güzüktü derler ya…

 

12 Eylül öncesi her konserinde gözaltına alınan Mahzuni Şerif’in bir türküsü var hani… Onu hatırlayalım.

 

“Amerika katil katil

 

Devleti devlete çatar

İt gibi pusuda yatar

Kan döktürür silah satar

Amerika katil katil

 

Japonya’yı yiyen velet

Dünyadaki tek nedamet

İkiyüzlü kahpe millet

Amerika katil katil

 

Su diye yutturur buzu

Katil düştük kuzu kuzu

Dünyanın en namussuzu

Amerika katil katil

 

İnsanlıkta ırk sarısı

Küstü dünyanın yarısı

Vietnam’ın pis karısı

Amerika katil katil

 

Mahzuni Şerif uyuma

Gün geldi çattı akşama

Bizden selam Vietnam’a

Amerika katil katil”

 

Mahzuni, şimdi bu türküyü söylese ABD’nin hedefindeki sözler Vietnam değil de, Somali, Afganistan, Irak, Suriye olacaktı bence.

 

Gerçekten dünyada en başta gelen düşmanımız ABD, İngiltere ve Fransa’dır, bu iyi biline.

 

Ne NATO imiş, ne de BM, hikaye bunlar, geçiniz bunları artık.

 

 

 

57

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir