Çar. Eki 21st, 2020

 

 

Fikri Demirtaş

 

fikridt@hotmail.com

 

Elazığ / Baskil – Şeyhhasan (Tabanbükü)Türk Alevi köyünden Ali Göktürk Dede ile birkaç gün önce telefonla görüşmüştük. “Fikri Hoca, Koronavirüs salgın geçse de oturup konuşsak, sıkıldım…”diye dert yanıyordu.

 

Yunus Emre’nin söylediği gibi can “bir göz açıp yummuş gibi” aramızdan ayrılıp Malatya’daki evinde 92 yaşında Hakk’a yürüdü. Onun canı Hak katına, bedeni ise ebedi yurduna, toprak ananın kucağına 3 Mayıs 2020 tarihinde uğurlandı.

Aleviliğin temel yapısında bulunan 72 millete aynı nazarda (gözle) bakan ‘ yol bir, sürek bin bir’ şiarıyla yaşayan dede. Irk, din, parti, ideoloji ayrımı yapmaz. İyiler iyidir felsefesine gönül vermişti. Kürt, Türk ayrımı yapmaz her türlü dernek ona saygı duyardı.

 

Cümle varlığa Hak diye bakan öğretisi, yolu sevgiyi, paylaşımı esas alan Gönlü Allah- Muhammed – Ali sevgisi ile dolu tertemiz ruhlu Dede; Ortaokul mezunu, Malatya Şeker Fabrikasından emekliydi. Alevilikte Hak – Muhammed- Ali divanı olarak kabul edilen Cem ibadetini Malatya Hacı Bektaşi Veli Vakfında yürütürdü. Camilerin, Cem evlerinin ibadethanelerin partilerin ve ideolojilerin arka bahçesi olarak kullananlara karşıydı. Geçen yıl dedeye, seninle Sultan Öğretmen röportaj yapmak istiyor deyince , “seninle birlikte gelsin “ demişti. Sultan Hanım, iyi ki bu röportajı yapmış. Youtube’da ‘ Sahil Deniz ‘ yazarak izleyebilirsiniz.

Alevi yol erkânı bakımından geniş bilgilere sahipti. Çağdaş Aleviliği modern bir bakış açısıyla yorumluyordu. Yurt içinden ve yurt dışından birçok akademisyen, araştırmacı onunla sohbet ederek bilgilerinden yararlanırdı.

 

Kuran- ı Kerim’i ve Osmanlı Türkçesi eserleri okuyup yazan, bilge bir candı. Ali dedenin elinde bulunan bana da gösterdiği Osmanlıca Arap harfleri ile el yazması “Buyruk” adı verilen kitabı yıllarca önce daktilo ile Latin harfleri ile Türkçe yazmıştı. Bu kutsal kitap Aleviliğin temellerine ilişkin en temek buyrukları içerir. “…Buyruk adından anlaşılacağı üzere, bir yol ve süreğin iç tüzüğü, programı, ilm-i hali, daha doğrusu anayasasıdır…” Aleviliği yüzyıllardır yaşatan ve taşıyan Dedeler de bu buyrukları esas alarak yolu ve erkânı yürütürler.

Ali Dede ile yaptığım bir görüşmede sorduğum soruya şöyle yanıtlamıştı:

 

Dede, Alevilerin en önemli sorunu Cemevi mi?

 

Dede, derin bir nefes aldı. Başladı anlatmaya “Bir yerin ibadethane olup olmamasına devlet karar veremez, vermemeli de. O inanca mensup toplum, halk karar verir. Devlet tanımlayamaz. Çağdaş medeni bir devlet ona ancak saygı duymalı…

 

Sorunumuz, cemevleri tanınsın tanınmasın değil. Bunun için çalıştaylara, toplantılara gerek yok. . Tarihte de her türlü baskı ve ötekileştirneye rağmen Aleviler cemlerini köylerde, kasabalarda büyük bir evde, dergâhlarda gizlice yapıyorlardı.

Aleviler şimdi her tarafta fazlasıyla cemevlerini yapıyor… Devlet, cemevlerini yapılmasına karşı çıkmıyor. Aleviler cemlerini gizli değil açıktan yapıyorlar… Lokmalarını, aşurelerini dağıtıyorlar. Yöneticiler cemevlerini ziyaret edip aşure günleri etkinliklerine katılıyor.

Fikri Hoca, geçen bir yazı okudum. Not aldım. Bu görüşe katılıyorum.” Dede çantasından bir defter çıkardı. Oradan bu yazıyı okudu. “Din sivil bir yapıdır. Halkın İbadetinin nerede , ne şekilde yapılacağına ve kimler tarafından yürütüleceğine devlet/ belediyeler karar veremez..

Devletin tüm halktan topladığı vergileri, ülkeye yatırım yerine imamlara veya dedelere maaş olarak vermesi yanlıştır.

Resmi statülü Dedelere/Babalara, Alevi diyanetine gerek yoktur. Tüm modern toplumlarda olduğu gibi inananlar, kendi kurumlarını, kendi paralarıyla finanse etmeli ve yönetmelidir…”

Dede, Alevilerin asıl sorunu nedir?

 

Dede: “Devletin yüz yıllardan beri yaptığı ayrımcılıktır. Atatürk ve Cumhuriyet döneminde biraz nefes aldık. Çağdaş ve laik eğitim için köylere okullar açıldı. Köy enstitülerine, öğretmen okullarına, üniversitelere öğrencilerimiz gitti. İstediğimiz şehirlere göçtük. Açılan fabrikalarda işe girdik. Sanatta, ticarette yer aldık. Devlet bürokrasisinde yer almaya başladık. Bakan olduk, milletvekili, parti başkanı olduk. Devletin zaman içinde gittikçe DNA’sı bozuldu. Başta Aleviler ve iktidar partisinden, sendikasından, bir cemaatte olmayan bazı Sünniler de bürokrasiden dışlandı.

 

Bu ülkede eşit vatandaş olarak görülmemek, Çocuklarımızın inançlarından, düşüncelerinden dolayı işe girememesi, girse de makam ve mevki sahibi olamaması endişesi taşıyoruz. .

Bu ülkenin gerçek sahibi değil miyiz? Savaşta, barışta her zaman devletimizin bayrağımızın yanındayız. Askerliğimizi yapıyoruz, vergimizi veriyoruz… Kim olursa olsun işe alınma da görevde yükselmede ehliyet, liyakat ve adalet istiyoruz…

Devlet de inanca karışmasın. Çoğulcu demokratik bir yapı oluşturması gerekir. Ötekileştirme, inanç, mezhep ve ideoloji hastalığından ayrımcılıktan kurtulmak lazım…”

 

Ali Dede, sırtında asılı deri siyah çantanın içinde her daim kitabı olurdu. Yeni çıkan Alevilikle ilgili kitapları takip ederdi. Okuduğu kitaplarının altını çizerek not alırdı. Evinde kitaplığında binlerce her çeşit kitabı vardı. Osmanlıca el yazması nadir kitaplarından araştırmacılar yaralanırdı. Şeyhhasan Derneğinin kitaplığının oluşmasına yardımcı oluyordu. Sohbeti hoştu. Ezberinde Türkçe deyişler, dualar okurdu Ali dede İle birlikte Osmanlıca okuyup yazdık. Öğretmenim oldu. Arap ve Fars’ların misyoner mezhep faaliyetlerine din maskeli, dil asimilasyonuna karşıydı. Aleviliği zahiri değil Bâtini yorumlayan ozanların yolundaydı. Binlerce yıl öncesinden( Işık taifesi- Kızılbaş, Alevi )ne adla adlandırılsa adlandırılsın, kadim Mezopotamya, Anadolu, Türk, Kürt inanç ve kültürünü geleneksel Alevilik ile çağdaş Aleviliği harmanlaştıran dede. Vatanına, bayrağına, halkına sahip çıkan, Atatürk ve Cumhuriyetin kazanımlarının bilincinde aydın çağdaş bir dedeydi. Bu kadim yola hizmet vermiş yoldaşım dedeyi aşk ile yâd ediyorum. Hak yoluna aşk ile ışık içinde yürüsün.

170

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir