Cts. Eki 24th, 2020

 

 

Sultan KILIÇ

 

Keşke herkes bizim gibi komünist olsaydı…

 

Muazzez Yılmaz, 1946-1947 Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü mezunu emekli öğretmen. Malatya Öğretmenevinde düzenlenen köy enstitülerinin kuruluş yıl dönümü etkinliğinde anılarını paylaşırken…

Muazzez Yılmaz: “Bahri köyünden Akçadağ Köy Enstitüsü’ne kamyonun yük bölümünde gidiyoruz. Küçüğüm, yorulmuşum. Muazzez, dikkat et, düşersin, diyorlar. Bi şey olmaz, diyorum.

 

Neyse, ben yumuşak bir yer buldum diyerek uyumuşum. Baktım birisi, anam kalk, dizimi kuruttun, diyor. Meğer Hüseyin Takmaz’ın dizinde uyumuşum… Okula geldik, kamyondan ineceğiz. Küçüğüm, kamyondan inemiyorum. Elimden tutup indirdi beni kamyondan. O dostluklar anılmaz mı, o aile bağları aranmaz mı?

 

Bir gün bir toplantıda hocayım diyen biriyle tartıştık. Baktım ben ondan daha bilgiliyim dini konularda. Köy enstitüsünde bizi dini konularda da iyi yetiştirmişler, bilgiyle donatmışlar. Köy enstitülerini, komünist yetiştiriyor, diye kapattılar. Keşke herkes, bizim gibi komünist olsaydı…

 

Erkek kız hep bir arada okuduk. Erkek olmak, kız olmak aklımıza bile gelmiyordu. Karapınar’ın çevresinde, Kırlangıç köyünde tarlalarda ekin dererdi erkek öğrenciler. Ben de ekin deren arkadaşlara tenekeyle su taşırdım. Boyum kısa olduğundan teneke yere değiyordu.

 

Erkekler, ekin derer, tarlada eker biçer de kızlar durur mu? Kızlar da inekleri sağar, yoğurt yapar, peynir yapar. Elbiselerimizi kendimiz dikerdik.

Eskiden kış uzun ve çetin geçiyordu. Okulumuzun yatakhanesinde soba yoktu. Üşürüm, hastalanırım diye psikoloji öğretmenimiz Reyzi Pamir ve eşi, beni bir yıl evlerinde misafir ettiler. Hastalanmayayım diye beni korudular.

Bir gün, Zeki Müren geliyor, dediler. Ben de Reyzi Pamir hocamızın küçük kızı Emel’in elinden tuttum, yakındaki istasyona gittik. Zeki Müren geldi, uy anam, bir de baktık yüzü gözü boyalı. Köyden gelmişiz, o zamanlar böyle şarkıcı markıcı görmemişiz, televizyon da yok. Şarkı söylediğindeyse çok beğendik. Başka bir gün Âşık Veysel de geldi, Âşık Veysel’i de dinledik, çok beğendik.

Herkesin bir eğitsel kolu vardı. Bu eğitsel kollarda beceri kazanırdık. Köy enstitüsünde öğrendiğim halk oyunlarını, Akçadağ’ın Bahri köyüne atandığımda öğrencilerime öğrettim. Öğrencilerim de 23 Nisan Çocuk Bayramında köy halkına sundular.

 

Bir gün eğitim şefimiz, aynı zamanda da Türkçe öğretmenimiz ‘Fuat oğlum, git akordeonu al da gel’ dedi. Arkadaşımız, akordeonu sınıfa getirdi. Zeybek havası çal, dedi. Derste Fuat arkadaşımız akordeonla zeybek havası çaldı, öğretmenimiz zeybek oynadı. Var mı şimdi böyle bir öğretmenlik? Şimdi olsa, böyle öğretmeni parmaklarında oynatırlar. Biz, öğretmenlerimize çok saygı duyardık, adeta tapardık.

Bize dediler ki insanları sevin, herkese yardımcı olun, merhametli olun; hatta bir Teoman hocamız vardı, derdi ki sakın dünyada iyi adam olamayın! İyi adam bukalemun, herkese yağ çeken, işini yapmak için şuna buna gülümseyen ve onu koltuklayan insanlardan olmayın. Sizler doğru, yaman insan olun. Yaman demek;  korkmayan, vatanını milletini bilen, büyüğünü küçüğünü tanıyandır. Herkese merhametli olacak ve sevgi dolu olacaksınız. Herkese ve her yere Atatürk’ün çizdiği yoldan gideceksiniz, dedi. Biz hâlâ o yoldayız, bizler öyle okullarda eğitim gördük.

 

Dört çocuğumun dördü de okudu, iş güç sahibi oldu. Biri siyasalı bitirdi, oğullarımın biri eczacı, biri doktor, kızım da matematik öğretmeni.

Bir gün de arkadaşlarımızdan biri bir yaramazlık yaptı. O anda öğretmenimiz girdi içeri; ama yaramazlığı yapanın kim olduğunu göremedi. Sınıfa sordu suçluyu, kimseden cevap alamadı. Küçük bir sopası vardı. U şeklinde dizilmişti sıralarımız. Bir uçtan başladı, kimdi o, diyor. Cevap alamayınca da sopayla eline vuruyor. Sıra dayağı bana yaklaşıyor, ben o kadar korkuyorum ki…

 

Korkudan, gözlerimi öyle bir dikip yaramazlık yapan arkadaşa bakmışım ki… Öğretmenimiz, benim bakışlarımdan suçluyu anladı ve cezalandırdı. Bunun üzerine bütün sınıf bana tavır aldı. Tam bir ay kimse konuşmadı benimle. Biz dayak yedik, sustuk, arkadaşımızı ele vermedik. Ne olurdu sen de iki sopa yeseydin, canın mı çıkardı, dediler. İşte böyle bir bağlılık vardı köy enstitülü öğrencilerde.”

 

 

sultankilic44@hotmail.com

 

 

 

 

129

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir