Pts. Eki 26th, 2020

 

eylülde

 

 

 

9 Kasım 1938,

 

6-7 Eylül 1955

 

ve 8 Eylül 2015

 

Üç ayrı tarihte tüm insanlığa karşı aynı suç işlenmiştir. Ama bu yoğun bombardımanda çoğu kişi ya bir slogan ile bu beyanı kısırlaştıracak ya da daha yazıyı bile okumadan başlığına bakarak küfrü basacak.

 

Oysa arzu ettiğim bu değil benim; arzu ettiğim anlamak, arzu ettiğim anlaşmaktır. Yoksa neden yazayım ben, madem meramımı anlatamayacağım, o zaman bir filin osurmasından bile daha etkisiz, kıymetsiz bir uğraş ile neden vakit kaybedeyim?

 

Lütfen gelin ve teneffüse çıkalım, gökyüzünün altında biraz düşünelim, ömrümüzü rutubetten çekip alalım.

 

Yılların ajitasyonu, eğitimi ile belli bir kesimi kışkırtmak, her birinden birer vebalı yaratmak ne yazık ki hiçbir dönemde zor olmadı, oysa zor olan ne biliyor musunuz? Zor olan gökyüzünün altında toplanıp birbirimizle yüzleşmektir.

6-7 eylül

9 Kasım 1938’de ne oldu?

 

9 Kasım 1938 gecesi Almanya’da Naziler ‘Vatan elden gidiyor! Yahudilere ölüm! Filistin’ gidin!’ sloganları ile Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara saldırdı.

 

Bu saldırılara gerekçe olarak da Paris’teki bir suikast gösterildi.

 

Bu bir talan gecesi idi.

 

Tam 17.000 Yahudi sınır dışı edildi, sınır dışı ettikleri bu Yahudileri gittikleri ülke(ler) de istemeyince sınır üstünde çaresiz kaldılar. Çoğu bu sınır çaresizliği yüzünden öldü. Bunlar arasında Herschel Grynszpan adında bir çocuğun ailesi de vardı, bu delikanlı ailesinin başına gelenleri öğrenince Paris’teki Alman konsolos yardımcısını vurdu.

 

Ve Hitler’in sağ kolu Goebbels devreye girip Paris’teki bu olayı bir ‘olmak ya da olmamak’ meselesine çevirmiş ve Kasım’ın 9’unu 10’una bağlayan gece katliamlar ile dolup taşmıştır.

 

Mezarlıkların bile yerle bir edilmesi vahşiliğin en üst eşiğe vardığının göstergesidir. Sokaklar cam kırıkları ile dolup taştığı için bu geceye ‘Kristal Gece’ denilmiştir.

 

11 Kasım’da çıkan ulusal gazeteler bu olayı birkaç büyük slogan ile meşrulaştırarak geçiştirdi.

eylül

6-7 Eylül 1955’te ne oldu?

 

6-7 Eylül 1955 tarihinde aralarında Anadolu’nun kimi yerlerinden getirtilmiş olanların da olduğu birçok yağmacı, ‘Atatürk’ün doğduğu eve saldıranlara vurun! Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur! Yunanistan’a gidin!’ sloganları ile Rum ve diğer inanç mensubu halklara ait ev, iş yeri ve kiliselere saldırdı…

 

Bu saldırılara gerekçe olarak da Atatürk’ün Atina’daki doğduğu eve bomba atıldığı iddiasıydı.

 

Bu bir talan gecesi idi.

 

Birçok İstanbullu Hıristiyan bu saldırılardan sonra sahip oldukları her şeyi; hayallerini, iş ve evlerini, mezarlıklarını artlarında bırakarak sınır dışına çık-arıl-mıştır.

 

Ondan fazla insanın hayatını kaybettiği bu saldırılarda, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven’in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara “ölü olmasın” emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayri resmî rakamlara göre ise 300 kişi yaralanmıştır.

 

Sabah Gazetesinin 26 Eylül 2009 tarihindeki “400 Kadına Tecavüz Edildi’’ başlığıyla yayınlanan yazıda, Güven’e göre resmi rakamlarda 60 olan tecavüz olayı daha da fazla idi, utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikâyette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmekte…

serdar6-7eylul1

6 Eylül 2005 tarihli Radikal gazetesine göre toplam; 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.

 

Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 tarihinde bir televizyon kanalında şöyle konuşmuştu:

 

“6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”

 

8 Eylül’de çıkan ulusal gazeteler bu olayı birkaç büyük slogan ile meşrulaştırarak geçiştirdi.

 

Ve 8 Eylül 2015’te ne oldu?

 

8 Eylül 2015 tarihinde Anadolu’nun birçok ilinde, ‘Vatan sana canım feda! Ne mutlu Türk’üm diyene! Ermenistan’a gidin!’ sloganları ile Kürtlere saldırılar gerçekleştirildi, onlara ait birçok yerleşim yeri, araç, otobüs, iş yeri, siyasi ve kültürel bina kullanılamaz hale getirildi.

 

Bu saldırılara gerekçe olarak da (sürmesini şiddetle istedikleri, ancak kendilerinin aktör olmayı istemedikleri) bir iç savaş gösterildi.

kitapçı

Bu bir talan gecesi idi.

 

Hırsızlığın ‘büyük karşılığı’ yaşanmış ve bu saldırıya uğrayan insanlardan yoksullukları çalınmıştır.

 

9 Eylül’de çıkan ulusal gazeteler bu olayı birkaç büyük slogan ile meşrulaştırarak geçiştirdi.

 

Tanıl Bora’nın ‘Medeniyet Kaybı, Milliyetçilik ve Faşizm Üzerine Yazılar’ ında kanalizasyona açılan mazgal kapağı oldukça da iyi aralanıyor, şöyle ki:

 

‘Gariban simitçiye ‘pis Kürt’ diye saldıranların, çalıntıların üzerini ay-yıldızlı bayrakla örterek kaçan hırsızların ‘fırsatçılığı’, işte bu zeminde yeşeriyor.’

yangın

Bu zemin faşizmdir.

 

9 Kasım 1938,

 

6-7 Eylül 1955

 

ve 8 Eylül 2015.

 

Üç ayrı tarihte tüm insanlığa karşı aynı suç işlenmiştir. Yılların ajitasyonu, eğitimi ile belli bir kesimi kışkırtmak, her birinden birer faşist yaratmak ne yazık ki hiçbir dönemde zor olmamıştır. Yine zor olmadı.

 

Bu tüm vicdanlara yapılmış bir suç duyurusudur.

 

Vahap Işık

 

vahap

Ben Talia’nın oğluyum

80

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir