Paz. Ara 4th, 2022

12 Eylül darbesi sonrası idi. Öğretim yılının ikinci yarısı yeni başlamıştı. Teftiş bölgem Akçadağ ilçesi idi. Üç müfettiş görevliydik. Ben, Ali Seydi Erdoğan, Enis Keskin. Okullardaki öğretmen sayısına göre, grupça veya gereken sayıda arkadaşla giderdik. Sözünü ettiğim tarihte Tataruşağı köyüne yalnız gitmiştim. Okuldaki çalışmalarımızı bitirdikten sonra Öğretmenler Birsen ve Turan Erdoğan’larda kalmıştım. Akşam yemeğinden sonra köyden gelen birkaç kişi sohbet ediyorduk. Yaklaşık olarak saat 22.00 sıralarında yoğun ve sürekli silah sesleri gelmeye başladı. Dışarı çıkıp bakanlar oldu. Döndüklerinde Mıhdere mezrasına operasyon düzenlendiğini söylediler. O günün koşullarında oraya operasyon düzenlemenin nedenleri tartışıldı. Gecenin geç saatleri olmuştu. Tataruşağı köyü dağlık ve dağınık bir alanda kurulmuştu, silah sesleri aralıklı olarak devam ediyordu. Köylülerin evlerine gitmeleri sakıncalı görüldü. Sonuçta birlikte sabahladık.

Sabah oldu, köylüler evlerine gittiler. Kahvaltı yaptık, konuyu değerlendirdik. Benim Mıhdere’ye gitmem gerekiyordu. Öğretmenler, yanıma adam katma önerisi getirdiler, kabul etmedim. Yola yalnız çıktım. Mezra çok yakındı. Aradaki tepeyi aşınca evler görünüyordu. Yerde kar vardı ancak yol açıktı. Tepeyi aştım, mezra göründü. Okul köyün girişinde geçici bir bina idi. Saat 10’a geliyordu. Mezrada Köpek, tavuk, insan olarak sokakta bir canlı görünmüyordu. Okul olarak kullanılan binanın önü çamur deryası gibiydi. Dış kapı açıktı. Girişte derslik olarak kullanılan bölüm vardı, kapısı açıktı. Girdim her taraf çamur kaplıydı. Antre boyu yürüdüm solda kapalı bir kapı vardı açtım öğretmen bir plastik bir leğende çamaşır benzeri bir şeyler yıkıyordu. Beni görünce ayağa kalktı hüngür hüngür ağlamaya başladı. Operasyon süresince asker ve polislerin kendisini yumrukla, dipçikle dövdüklerini söyledi. Yüzü gözü, vücudunun açık yerleri simsiyahtı. Öğretmen Hüseyin Uğur adında birisiydi diye hatırlıyorum.

Öğrenciler okula gelmemişlerdi. Köy, terk edilmiş izlenimi veriyordu. Öğretmene geçmiş olsun dedim ayrıldım. Köyün içinden geçerek Durulova köyüne doğru yürüdüm. Yolda tek kişiye rastlamadım. Belli ki herkes sindirilmişti. Durulova köyünün etrafı askerler tarafından kuşatılmıştı. Askerler önümü kestiler kimlik sordular. Kendimi tanıttım, silahımın ruhsatlı olduğunu söyledim, ilgili belgeleri gösterdim. Üstleriyle telsiz görüşmesi yaptılar. Yanıma asker katarak beni komutanları olan bir yüzbaşıya götürdüler. Yüzbaşı köy okulunun önünde Hüseyin Gül adındaki yakınım bir öğretmenle çay içiyorlardı. Bana da çay ikram ettiler. Yüzbaşı, çevreyi, çevre halkını düşman görüyor, öyle değerlendiriyordu. O günün koşullarında aksini savunacak durumda olmadığım için sadece dinledim. Bölgede çalışma ortamı olmadığını anladım, Malatya’ya döndüm.

HASAN GÜL

Emekli İlköğretim Müfettişi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir