Son Güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 20:52 - 18 April 2018 Permalink | Cevapla

    “Yaşamın olduğu yerde umut da vardır” 

     

     

    “Küçücük Bedeninde Koca Bir Evren Taşıyan İnsan” başlıklı yazımda İtalyan astronom, fizikçi, mühendis, filozof ve matematikçi olan Galilei Gelileo’nun 300. ölüm yıldönümünde dünyaya gelen ve Albert Einstein’ın 139. doğum gününde ve aynı zamanda Pi Günü olan 14 Mart tarihinde 76 yaşında hayata gözlerini yumarak veda eden bilim dünyası tarafından Albert Einstein’den sonraki en büyük dahi olarak kabul edilen ünlü İngiliz evrenbilimci ve fizik profesörü olan Stephen Hawking’den bahsetmiştim…

     

    Peki, yazımda anlatmaya çalıştığım ve dünyanın tanıdığı bilim adamı Stephen Hawking kimdir?

     

    2013 yılında yazmış olduğu anı kitabında motor nöron hastalığına yakalanmasıyla ilgili, “Çok büyük bir haksızlık olduğunu düşündüm. Neden benim başıma geldi? O zamanlar hayatımın sona erdiğini düşünmüştüm ama şimdi, 50 yıl sonra hayatımdan çok memnunum.” diyerek duygularını dile getiren Stephen Hawking, İngiltere’nin Oxford kentinde 8 Ocak 1942’de doğdu.

     

    1959’da girdiği Oxford Üniversitesi’nde doğa bilimleri okuduktan sonra Cambridge Üniversitesi’nde doktora yaptı.

     

    1963’te tedavisi olmayan motor nöron (Amyotrofik Lateral Skleroz ALS) hastalığına yakalandı ve kendisine iki yıllık ömrü kaldığı söylendi.

     

    1974’te ‘Hawking radyasyonu’ (Hawking ışınımı) olarak bilinen kara deliklerin yayması gerektiğini öne sürdüğü radyasyonla ilgili makalesini yayımladı.

     

    1988’de Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere adlı 1988’de yayımladığı kitap 10 milyondan fazla kopya sattı.

     

    Hayatı, 2014’te The Theory of Everything (Her Şeyin Teorisi) filmiyle beyaz perdeye aktarıldı. Hawking’i Eddie Redmayne oynadı.

     

    Stephen Hawking, 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik Lateral Skleroz ALS hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking’i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyordu. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim adamları arasında dünyada en çok tanınan isimdi.

     

    Kara delikler ve teorileri, kuantum fiziğiyle ilgili çalışmalar sürdüren Stephen, “Zamanın Kısa Tarihi” adında yazdığı kitap onun yükselmesinde büyük rol oynamıştır. Dünya çapında satılmış ve 40 farklı dile çevrilmiştir. “Zamanın Kısa Tarihi” dışında yazmış olduğu Kara Delikler, Büyük Tasarım, Ceviz Kabuğundaki Evren, Zamanın Daha Kısa Tarihi, Kara Delikler ve Bebek Evrenler kitapları milyonlar satar. Ceviz Kabuğundaki Evren’de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti.

     

    Stephen Hawking, yazdığı çocuk kitaplarıyla birlikte çocukları etkileyip onları evrenbilime yanaştırmıştır. Yazdığı kitaplar çocukların hayal dünyasını da genişletmiştir.

     

    Fizikteki uzun kariyeri boyunca yaptığı çalışmalar ile elde ettiği başarılardan dolayı birçok ödül ve madalya almıştır. Aldığı ödüller arasında Başkanlık Özgürlük Madalyası, Copley Madalyası, Wolf Fizik Ödülü, Albert Einstein Madalyası, Asturias Prensliği Barış Ödülü, Albert Einstein Ödülü, Franklin Madalyası, Kraliyet Astronomi Topluluğu Altın Madalyası, Hughes Madalyası, Eddington Madalyası, Adams Ödülü, Fonseca Ödülü, Dannie Heineman Matematiksel Fizik Ödülü, Maxwell Madalyası ve Ödülü, Temel Fizik Dalında Özel Breakthrough Ödülü, Fizik Enstitüsü Dirac Madalyası bulunur…

     

    Aldığı ödüllerin yanı sıra Kraliyet Derneği üyeliği ile Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi (N.A.S.)) üyeliği bulunmaktadır.

     

    Cambridge Üniversitesi’nden “Lucasian Matematik Profesörü” ünvanı alır. Bu ödülü daha önce alan ikinci kişi ise Sir İsaac Newton’dan başkası değildir. Bu kadar ödül almasına rağmen hala Nobel Ödülü’nü alamamış olması ise şaşırtıcı bulunur.

     

    1965’de evlendiği Jane Wilde büyük bir özveri ile yardımcısı destekçisi sekreteri kısacası her şeyi olur. Bu mutlu birliktelikten Lucy, Robert ve Tim adında üç çocukları olur. Stephen ile Jane Wilde arasındaki muhteşem beraberlik 30 yıl dolduğunda ayrılıkla sonuçlanır. Stephen ona yardıma gelen ve kendisini ifade edebilmesine destek veren Elaine Mason’a yakınlık duyar ve sonunda evlenirler. Ancak bu evlilikte 2006’da sona erer.

     

    Hawking, karadelikler ve görelilik teorisi ile ilgili yaptığı önemli çalışmalarla bilinmekteydi. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çerçevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

     

    Sözün özü olarak Hawking, son dönemlerde insanlığı Yapay Zekâ ve nükleer felaketler gibi tehlikelere karşı uyarmasıyla gündeme gelirken küresel ısınma ve nükleer savaş yüzünden insan ırkının geleceğinin, eğer uzun bir gelecek olacaksa, uzayda olacağını belirtmiştir… “Yaşamın olduğu yerde, umut da vardır” diyen Hawking’i sevgi ve saygıyla anıyorum…

     

    Ali Haydar KOYUN

     

    Yazar/Engelli Aktivist

     

    E-Posta: alihaydarkoyun@hotmail.com

     

    Facebook, Twitter, İnstagram: @alihaydarkoyun


    Etiketler: , Yaşamın olduğu yerde umut da vardır   
    |50 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 19:00 - 14 April 2018 Permalink | Cevapla

    Tarihi Tahtalı Hamamı müze olarak açıldı 

     

     

     

    BATTALGAZİ BELEDİYESİ TAHTALI HAMAM MÜZESİ YOĞUN KATILIMLA AÇILDI

     

    Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın yoğun gayretleri sonucu bir tarihi eser daha ayağa kaldırıldı. Battalgazi Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan tarihi Tahtalı Hamam, Hamam Müzesi olarak Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık’ın katılımı ile vatandaşların hizmetine açıldı.

     

     

    Battalgazi Belediyesi Tahtalı Hamam Müzesi, Büyük Mustafa Paşa Mahallesi’nde vatandaşların hizmetine sunuldu. Tahtalı Hamam Müzesi’nin açılışına, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Malatya Valisi Ali Kaban, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Battalgazi Kaymakamı Abdül Kadir Duran, Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Yeşilyurt Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat, AK Parti İl Başkanı Hakan Kahtalı, AK Parti Battalgazi Merkez İlçe Başkanı Osman Güder, AK Parti Yeşilyurt Merkez İlçe Başkanı Muhammed Yalçınkaya, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Şevket Keskin, Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, bazı kamu ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.

     

    Battalgazi Belediyesi Mehteran Takımı’nın gösterisi ile başlayan açılışta konuşan Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Battalgazi ilçesinde bulunan tarihi eserlerin yüzde 90’ının ayağa kaldırıldığını ifade ederek, “Bugün Battalgazi’de kendi haline terk edilmiş eserlerin yüzde dosanı ayağa kaldırılmıştır. Şuanda açılışını yapmakta olduğumuz Tahtalı Minare Hamamı da 18. yüzyıllarında sonunda Osmanlı’nın son dönem eserlerinden biridir. Diğer bir taraftan ise şehir merkezimizde Milli Savunma Bakanlığı’nın elinde olan ve daha sonra bize devri olan Askeri kışlanın da şuan restorasyon işlemleri gerçekleştiriliyor. Oranın kent müzesi yapılması noktasında çalışmalarımız devam ediyor. Kent Müzesi yapılmadan önceki durumdaki hadise de o binanın başlı başına kendisinin bir müze olduğu, şuan ki tabloda görülmektedir. Tahtalı Hamam’ın kendi haline terk edilmiş olması ve kişisel tapuların varislere intikali ve kırka yakın varislerin olması buranın kamulaştırılması noktasında bizlere zorluk çıkarttı. 2014 yılında göreve geldiğimde ilk talimatım buranın kamulaştırılması olmuştu. 2014 yılında buranın kamulaştırılması Belediyemiz tarafından gerçekleştirilerek, restorasyon çalışmaları başlamıştır. Bugün açılışını yapacağımız hamamımız, hamam işleviyle değil de, o dönemde yaşanılan yaşantıların müzevari bir yapıyla vatandaşımıza hizmet noktası bir çalışma örneği sergiledik.” diyerek, Tahtalı Hamam Müzesi’nin Malatya’ya hayırlı olması temennisinde bulundu.

     

     

    Tarihi eserlere verdiği önemden dolayı Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ı kutlayarak sözlerine başlayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık ise, “Battalgazi’nin torunları olarak tarihimize sahip çıkmak boynumuzun borcu. İslam komutanı ve bizlerin gururu Battalgazi torunları olarak tarihe ve medeniyete sahip çıkmak boynumuzun borcu tabirini kullanırken özellikle Battalgazi Belediye Başkanımın tarihe sahip çıkmak adına attığı adımlardan dolayı kendisini kutluyorum. Kendisi Eskimalatya’da Belediye Başkanlığı esnasında tarihi ayağa kaldırmak için çok önemli tarihi mücadeleler verdi. Şimdi 300 bin nüfuslu bir belediyenin başkanlığını yaparken de yine tarihi ayağa kaldırmak için çok ciddi çaba sarf ediyor. Bizden ne zaman destek isterse biz milletimizin, Malatya’mızın emrindeyiz. Elimizden gelen tüm desteği verdik ve vermeye devam edeceğiz. Buranın eski ve yeni halini tahmin ediyorum göreceğiz. Buranın tarihimize sahip çıkılarak yenilenmiş olması 1800’lü yıllardaki halini ve şimdiyi görmek bizim için çok büyük mutluluk. Tarihi ayağa kaldırarak Tahtalı Hamam Müzesi’ni Malatya’mıza ve Battalgazi’mize kazandıran kıymetli Belediye Başkanım Selahattin Gürkan’a ve emeği geçen tüm kardeşlerime canı gönülden teşekkür ediyorum.” dedi.

     

     

    Gümrük ve Ticaret Başkanı Bülent Tüfenkci’de, tarihi eserlere büyük önem verdiklerini belirterek, “Battalgazi Belediye Başkanımızı kutluyorum. Kendisini ilk dönem belediye başkanlığından itibaren tarihi yapılara olan ilgisi, onları ayağa kaldırma noktasındaki gayreti, hükümetlerimizle yakın işbirliği ve ortaya çıkan eserlerden dolayı kendisini tebrik ediyorum. Restorasyonu tamamlanarak açılışını yapmak üzere bir araya geldiğimiz Tahtalı Hamam’ı Malatya’nın kültürel zenginliklerinin korunması bakımından çok önemli. 200 yılın üstünde bir tarihi geçmişi olan ve Battalgazi Belediyemiz tarafından aslına uygun bir şekilde onarılarak, tarihi bizlere sunan, emeği geçen herkese de ben bu vesile ile teşekkür ediyorum. Aslında şehirleri şehir yapan işte böyle tarihi yapılardır. Bu yapılar şehri meydana getirdiği gibi, kendisini inşa eden o şehrin insanını da yıllar geçtikçe bu yapılar inşa eder. Medeniyetimiz sembolü olan bu yapılar, şehirlerde insan karakterinin oluşmasına da yardımcı olur. Çünkü bir şehir taşında, toprağında, caddesinde insana ve orada yaşayanlara yılların yaşanmışlıklarını taşır. Belirli bir süre sonra o yapılar pişmiş toprak, taş ve ahşap olmaktan çıkar. Öyle ki o yapılar zaman içerisinde hikâyeleşir ve o hikâyeler her birimizin dimağında, zihninde bir tat bırakır. Bu şehrin tarihi mekânlarında, dükkânlarında, yaşayanların öyküleri, esnafımızın öyküleri, hepsi zihinlerimizde, gözlerimizin önünden geçiyor. İnsan yıllar sonra aynı sokağa ve şehre geldiğinde tarihten izler arar. İşte onun için bu çalışmaları önemsiyoruz. Onun için bu çalışmalara değer veriyoruz” ifadelerini kullandı.

     

     

    Tahtalı Hamam Müzesi’nin yanı başında bulunan Tahtalı Minare Camii’ni de restore edeceklerini belirten Bakan Tüfenkci, sözlerine şöyle devam etti; “Tahtalı Hamamın hemen yanında da Tahtalı Minareyi yapmış. İşte bu Tahtalı Camide vakıf eseridir. Battalgazi Belediye Başkanım Tahtalı Hamam’ı onardı, Malatya’ya kazandırdı. İnşallah bizlerde Hükümet olarak bu eseri yani Tahtalı Minare’yi onaracağız. Malatya’ya tekrar kazandıracağız. Bunu da inşallah Malatyalılara söz veriyoruz. 2019 programına aldırıp, bunu da hayata geçirmiş olacağız. Çünkü böyle bir eser, böyle bir camiyi hak etmiyor. Bu camide aslına uygun restorasyonu yapılarak Malatya’ya kazandırmamız lazım. Bizim şehirlerimiz ve mahallelerimiz esasında hep böyle kurulmuştur. Önce bir cami inşa etmişler, yanına bir hamam sonra etrafına evler yapılmıştır. Ben tekrar bu eseri Malatya’ya kazandıran Battalgazi Belediye Başkanım Selahattin Gürkan ve ekibine teşekkür ediyorum.”

     

     

    Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ise, ‘Malatya benim şehrim’ diyerek herkesin şehrine sahip çıkması gerektiğini ifade ederek, “Selahattin Başkanımla biz beraber çok çalıştık. Tarihi Kentlerle, hep toplantılarda beraberdik. Tarihi eserlere ne kadar önem verdiğini bilen bir kardeşinizim. Ben kendisini yürekten kutluyorum. Böylesi bir tarihi eserlerin ortaya çıkmasında Malatya gerçekten değişiyor ve değişmeye de devam edecektir. Ama benim hemşerilerimden bir istirhamım var. Ben bunu muhtar arkadaşlarıma, sivil toplum örgütlerine ve halka söylüyorum. Bu şehir benim şehrim. Ben Malatyalıyım. Malatya ve Battalgazi benim her şeyim diyeceksiniz. Bu şehirde yaşayanlar öncelikle Malatya’ya sahip çıkacaklar, zaten ondan sonra değişimler arka arkaya gelecektir. Önce Malatya bir tarım şehri idi, sonra turizm şehri oldu ve daha sonra da sağlık ta önemli ilerlemeler kaydetti. Artık Malatya şimdi ise, sanayi şehri konumunda. Malatya doğunun önemli kentlerinden biridir. Bu bağlamda siz, Malatya’ya sahip çıkacaksınız, Sayın Vali ve Başkanım ile bizler Ankara’da halkın emrindeyiz. Ben bu bağlamda emeği olan Sayın Başkanımıza ve herkese yürekten teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

     

     

    Yapılan konuşmaların ardından Battalgazi Belediyesi Tahtalı Hamam Müzesi’nin açılışı, gerçekleştirilerek, Tahtalı Hamam Müzesi gezildi.


    Etiketler: Tarihi Tahtalı Hamamı müze olarak açıldı   
    |190 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 22:33 - 13 April 2018 Permalink | Cevapla

    AYAKKABI DEYİP GEÇMEYİN 

     

    Raşit KISACIK

     

    kisacik.rasit@gmail.com

     

    Ayakkabı diye geçmeyin, Kadın erkek, çocuk, yaşlı tüm kesimlerin ortak derdidir ayakkabı…

     

    Daha doğmadan örülen ilk ayakkabının adı patiktir. Yürümeye başlar başlamaz tüm ayakkabıcılar gezilir, çocuğa ayakkabı alınır. Lükse çok önem verilir… Hızla büyüyen ayak için çeşit çeşit ve sıkça çocuğa ayakkabı alınır.

     

    Bizim çocukluğumuzda ilk ayakkabılarımız Naylondan olurdu. Sonra “Gızlavet” denilen Siyah plastik ayakkabılar… Bu ayakkabının tek özelliği çamurda olsa suyla yıkandığında temiz olmasıydı. Mat olanı da vardı parlak olanı da. Sonraları ise “yemeni” dediğimiz arkası kulaklıklı yumuşak deriden kunduraya benzer ayakkabılardı. Gençlikte “İskarpin/kundura” denilen Ayakkabı ile tanıştık.

     

    Kundurayı ilk giydiğimizde çeşitli yerlerinden sıksa da “Açılır açılır” derlerdi. Açılmaz ise yine ses çıkarmazdık. Nasır oluşunca serzenişte bulunurduk büyüklerimize…

     

    Evlenme çağında kız istemeye gidildiğinde kız evi öncelikle damadın ayakkabılarına bakardı. Eğer isteyecekler önceden istenmez ise kız evinin bireyleri damadın ayakkabısına tuz koyarlardı. Çabuk gidilmesi için.

     

    Gerek kız istemede, gerek söz kesimi, nişanlılık ve evlilikte damadın ayakkabısına çok önem verilirdi. Tüm giyim-kuşamı gibi ayakkabısı da mutlaka göze çarpacak cinsten olmalıydı.

     

     

    Söz verildikten sonra özellikle kız evinin gelin için istediği kıyafetler için alış-verişe çıkıldığında ilk olarak ayakkabı seçimine bakılır. Çantası ile aynı marka ve renkte olmasına dikkat edilir.

     

    Kız evi de damat için kılık-kıyafet alırken en çok ayakkabı seçiminde zorlanırlardı.

     

    Geline nişan için ayrı, düğün için ayrı ayakkabı alınır. Şimdilerde düğün için alınacak gelin ayakkabısının bir tekine Damadın isminin baş harfi, diğer tekine ise gelinin isminin baş harfinin değerli taşlarla yazılı olmasına dikkat edilmeye başlandı. Bunun için özel siparişler verilmektedir.

     

    Her insana ayakkabı kalıbı tam oturmaz. Kiminin ayakları taraklı olduğundan, kiminin düztaban olmasından, kiminin ise ayağının üst bölümünün yüksek olmasından dolayı her ayakkabı alınamaz. Özel seçilir ya da sipariş verilir.

     

    Büyük (45 numaranın üzerinde olan) ayakkabı arayanlara kaç numara giydiği sorulunca ya kendisi ya da ayakkabı numarasını sorana “Desene ayaklar çocuk mezarı gibi” denilir…

     

    Dedim ya ayakkabı diye geçmeyin… Yaşamımızın en önemli öğesi ayakkabı…

     

    Eskiden, gelen misafirlerin dış kapı eşiğine çıkardıkları ayakkabıların topuk bölümü dışarıya, burun bölümü ise evin kapısına gelecek şekilde dizilirdi. Bundaki amaç gelen misafire “Evimiz de gönlümüz de size açık” mesajı vermekti. Misafir de çıkarıp ayakkabısını giyerken topuğu dışarı baktığından dolayı, ev sahibine arkasını dönmez anlamı çıkarılırdı. Yani misafir de bu şekildeki davranışa karşılık hürmetlerini bildirirdi…

     

    Dedim ya ayakkabı diye geçmeyin. Öldüğümüzde bile ilk olarak ayakkabılarımız dış kapı önüne burnu dışarı gelecek şekilde konmaz mı? Bundaki amaç ta ev sahibinin öldüğü, evde yas olduğunu belirtmekti…

     

    Offf…! Şimdilerde özellikle kadınlara ayakkabı beğendirmek ya da kadınların ayakkabı çeşidi seçme işi çok zorlaştı. Bir Ayakkabıcıdan sorup öğrendim kadın ayakkabı çeşitlerini…

     

    “Kedi topuk ayakkabı, Lita Topuk Ayakkabı, Makara Topuklu Ayakkabı, Takunya Ayakkabı, Mantar Topuk Ayakkabı, Kama Topuk Ayakkabı, Apartman Topuk Ayakkabı, Dolgu Topuk Ayakkabı, Pump Ayakkabı, Platform Topuk Ayakkabı, Stiletto Ayakkabı, Mary Jane Ayakkabı, Dorsay Ayakkabı, Flat Ayakkabı ( Düz Taban Ayakkabı), ,Gladyatör Sandalet, İnce yüksek topuklu, mat, parlak ayakkabılar, ortopedik” Kadın ayakkabı çeşitlerini ve markalarını saymak her adamın harcı değil…

     

    Zavallı erkeklerin ise ayakkabı çeşidi az. Yumurta topuk, sivri burun, topuksuz, rugan, bağcıklı veya bağcıksız, spor ayakkabı, damatlık, gezinti, koşu veya benzeri ayakkabı çeşitleri…

     

    Bir de bunun botları ve çizmeleri var… Ayakkabı markalarını da sayamıyorum artık…Tüm bu çeşitlere rağmen ayakkabı seçmekte zorlananlara Allah yardım etsin…


    Etiketler: AYAKKABI DEYİP GEÇMEYİN,   
    |272 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 18:23 - 11 April 2018 Permalink | Cevapla

    Tahtalı Hamam Müzesi 14 Nisan Cumartesi açılıyor 

     

    TAHTALI HAMAM MÜZESİ, 14 NİSAN CUMARTESİ GÜNÜ AÇILIYOR

     

    Battalgazi Belediyesi tarafından restore edilen tarihi Tahtalı Hamam, Hamam Müzesi olarak hizmete açılıyor. Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Tahtalı Hamam Müzesi’ni 14 Nisan 2018 Cumartesi günü saat 11.00’de hizmete açacaklarını söyledi.

     

    Battalgazi ilçesinde kendi kaderine bırakılan bir tarihi eser daha ayağa kaldırıldı. Kitabesi bulunmayan, ancak mimari özellikleri ile son Osmanlı eseri olduğu belirtilen Tarihi Tahtalı Hamam, Battalgazi Belediyesi tarafından restore edilerek, Hamam müzesi olarak vatandaşların hizmetine sunuluyor.

    14 Nisan 2018 Cumartesi günü saat 11.00’de açılışı yapılacak olan Tahtalı Hamam Müzesi ile ilgili değerlendirmede bulunan Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Anadolu’daki hamam kültürüne değinerek, “Hamam kelimesinin anlamı, ısıtılan sudan temizlik yapılan yer anlamındadır. Dilimize Arapçadan gelmiştir. Anadolu da ilk hamam Artuklar döneminde Maristan dediğimiz şimdiki Mardin bölgesinde yapılmış olup, daha sonra Osmanlı döneminde de bütün Anadolu coğrafyasına hızlı bir şekilde yayılmıştır. Çemberli taşta Mimar Sinan tarafından 3.Murat döneminde yapılan hamam, Anadolu da ilk modern hamam görünümünde olup, daha sonrada geniş bir şekilde ise yayım göstermiştir. Selçuklar döneminde de hamamın önemi büyüktür. Selçuklu, döneminde, Osmanlı döneminde ve Artuklar döneminde Anadolu coğrafyasında yapılan hamamlar aynı zamanda bir kültür merkezi hüviyeti içerisindedir. Nasıl kültür merkezi içerisindedir? Hamamda oturulup sohbet edildiği gibi, diğer taraftan ise böyle evlilik ve nikâh gibi ahitlerin oluşması noktasında, gelin ve damat hamamda isteme olguları da Türk kültürüne böylece girmesi sağlanmıştır.” dedi.

    Başkan Gürkan, Tahtalı Hamam’ın tarihçesine de değinerek, “Bulunduğumuz mekân, bin sekiz yüzlü yılların sonuna doğru yapılmış olup, aşağı yukarı yüz elli yıldır Malatya halkına hizmet eden bir mekân olup, daha sonra ise kendi haline terk edilmiştir. Evlerde banyoların artması ve hamama ihtiyacın azalması ile hamamlar yok olmaya ve kaybolmaya yüz tutmuştur. Bizler kültürel durum olarak gördüğümüz için bu hamamın biran önce kamulaştırılıp, aslına uygun olarak restorasyonunun gerçekleştirilmesinin ardından en azından hamam aktivitesi içerisinde olmasa bile, hamam müzesi olarak halkımıza sunulması gerektiğine inandık. Çünkü yeni nesillerimiz geçmişteki hamamlarda yaşanmışların zihinlerde ve hafızalarında yer etmesi anlamında, geçmişteki büyüklerimiz bu hamamlarda nasıl yıkanmışlar, hamamda hangi bölümler var, görevlilerin görevleri nedir? Hamamdaki ısınma ve uygulama sitemi nasıl olmuş, hamamın tellakları olsun, görevlileri olsun buradaki görevleri kimler yapıyor, bunun en azından hafızalarında kalmaları noktasında bal mumu ve diğer materyallerle 15. 16. ve 17. yüz yıllarda hangi olgular gerçekleşmiş, burada bizzat aslına uygun bir şekilde sunmak istedik. Bu müzenin de Malatya’mıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.” şeklinde konuştu.

     

    Tahtalı Hamam Müzesi’nin açılışına tüm vatandaşları davet eden Başkan Gürkan, “Tahtalı Hamamı’nın açılışını 14 Nisan 2018 yılında saat 11.00’de Sayın Bakanımızın ve mahalle halkımızın iştiraki ile gerçekleşecektir. Açılışa tüm hemşerilerimiz davetlidir. Buradaki yaşanmışlıkların bizzat yerinde görülüp incelenmesi ve görsel anlamda müzevari bir şekilde vatandaşımızın beğenisine sunulması halinde de tüm hemşerilerimi belirtmiş olduğumuz gün ve saatte, burada bulunmalarını özellikle davet olarak ifade ediyorum. Bu mekânın ve Hamam Müzesi’nin Malatya’mıza, Battalgazi’mize daha doğrusu genel insanlığımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.” ifadelerini kullandı.

     


    Etiketler: Tahtalı Hamam Müzesi 14 Nisan Cumartesi açılıyor   
    |301 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 10:14 - 10 April 2018 Permalink | Cevapla

    TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleri Arapgir’de 

     

     

    TBMM BAĞCILIK VE ÜZÜM ARAŞTIRMA KOMİSYONU ÜYELERİ ARAPGİR’DE ÜRETİCİYLE BULUŞTU

     

    TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleri Arapgir’de bağcılık ve üzüm sektöründe yer alan üreticilerle bir araya geldi.

     

    TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleri Arapgir’de bağcılık ve üzüm sektöründe yer alan üreticilerle bir araya geldi.

     

    TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Başkanı Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Komisyon Sözcüsü Adıyaman Milletvekili İbrahim Halil Fırat, Komisyon Üyelerinden Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik, Tokat Milletvekili Celil Göçer ile akademik ve uzman kişiler Arapgir’e geldi. Heyet, ilk olarak Arapgir İlçe Kaymakamlığı’nı ziyaret etti.

     

    Ziyarette heyete eşlik eden Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu tarafından ilçenin genel durumu hakkında bilgiler verildiği ziyaret sonrası heyet daha sonra Arapgir Samime Aydınlar Kültür Merkezinde üzüm üreticileri ile bir araya gelen komisyon üyeleri, üreticilerin sorunlarını dinledi. Malatya’da köklü bir bağcılık kültürün olduğunu belirten Malatya Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Tahir Macit “Malatya’ya has birçok üzüm çeşidi ve bu ürünlere has yetişme teknikleri var. Bizler de bu teknikler kaybolmasın diye çalışmalar yürütüyoruz. Bitmiş projelerimiz var devam eden projelerimiz var.” şeklinde konuştu.

     

     

    Toplantıda konuşan Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu ise, geleneksek bağcılığın yaşadığı tehlikelere dikkat çekerek, “Geleneksel bağcılık, çeşitliliğin azalma birkaç ürün üzerinde yoğunlaştırıldığı özellikle bazı sürdürülebilir çeşitlerin ihmal edildiği bir tehlike ile baş başa. Dolayısıyla burada il tarım müdürlüğümüzün üzerinden daha önce alımı yapılmış bağlarımızdaki denek çalışmasında farklı karakterdeki ve dönemlerdeki lezzet ve içeriği farklı 41 çeşit üzümün çiftçilerimiz adına belli noktalarda yaşatması ve geliştirmesi arzumuzdur.” dedi.

     

     

    Sektörle iştigal eden tüm kesimlerin bir araya gelmesi gerektiğini kaydeden, TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Başkanı Manisa Milletvekili İsmail Bilen de,” Her alanda olduğu gibi bağcılık alanında da teşvikler devam ediyor. Genç çiftçilerimiz destekleniyor. Birlik ve kooperatifler sektörün tüm kesimleri bir araya gelmek durumunda. Üç beş dönümde geçinme devri bitti. Burada butik diyeceğimiz özel ürünler yetiştireceğiz ki, naturel olabilir, organik olabilir, gübresiz ilaçsız olabilir, tadımlık sofralık olabilir bunu yaptığımız zaman rekabet şansımız olur. Ama sıradan bağa hiç gitmeden, çapaya da elaman göndererek başında da durmadan üzüm üretelim buradan da geçinelim derseniz üç beş dönümle geçinme devri bitti. Eskiden bir tek mumla, çırayla, ihtiva ederken, şimdi her türlü teknolojik ürün kullanılıyor giderler arttı. Az masrafla geçindiğimiz dönemler bitti. Bu anlamda bir araya gelmek durumundayız.” diye konuştu.


    Etiketler: TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleri Arapgir'de   
    |276 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 21:28 - 5 April 2018 Permalink | Cevapla

    Avukatlar, OHAL döneminde artan yeni sorunlarla karşı karşıya 

     

    AVUKATLAR GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI

     

    Çağdaş Avukatlar Derneği Malatya Şube Başkanı Avukat Ayla Tunçdemir, yönetim kurulu adına bir basın açıklaması yaparak avukatlık mesleğinin sorunlarını dile getirdi.

     

    Tunçdemir, basın açıklamasında şunları dile getirdi:

     

    “Mesleğimizin amacı her türlü hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamak ile her derece de yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kuruluş ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukatlar bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adaletin hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis ederek kamu hizmeti ifa ederler.

     

    Avukatlık, hem bir kamu hizmeti, hem de serbest bir meslektir.

     

    Avukatlar, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eder.

     

    Yargının kurucu unsuru olan savunma mesleğinin temsilcileri olan biz avukatların tarihi, Eski Yunan ve Roma ya kadar uzanmasına rağmen; bugün geldiğimiz noktada avukatlık mesleği gerek sosyal statü, gerek ekonomik ve gerek özlük hakları yönünden her geçen gün geriye gitmektedir.

     

    Yargının kurucu unsuru olarak kabul edilen ve Avukatlık Kanununun tanıdığı hak ve yetkileri kullanmak için görev gören avukatların mesleklerini ifa ederken karşılaştığı zorluk ve yaşadığı mesleki sıkıntılar toplumda avukatların statüsünün bilinmemesinden “ hukukun üstünlüğü ”ilkesinin ve gördükleri görevin başta kamu kurumları ve kamu görevleri olmak üzere, ülkemizde bir türlü özümsenmemesinden kaynaklanmaktadır.

     

    Bugün itibari ile ülkemizin neredeyse tüm şehirlerinde hukuk fakültesi bulunmaktadır. Kıbrıs ve Türki Cumhuriyetlerinde bulunanlarla birlikte sayı 120 hukuk fakültesini bulmaktadır. Bu fakülteler, yüksek kontenjan sayıları ile planlama yapılmadan; işsiz hukuk fakültesi mezunları ve ” hiçbir şey olmazsa avukatlık yaparım” mantığı ile mesleğe bakan bireyler yaratmaktadır.

     

    AVUKAT SAYISI SON 5 YILDA YÜZDE 35 ARTMIŞTIR.

     

    AVUKAT SAYISININ BU KADAR KONTROLSÜZ BİR ŞEKİLDE ARTIŞI, İŞSİZLİK SORUNU YANINDA MESLEKİ NİTELİĞİ DE DÜŞÜRMEKTEDİR.

     

    Avukatlar, mesleki sorunlar yanında OHAL döneminde artan yeni sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

     

    15 Temmuz 2016 gecesi bir daha asla yaşamak istemediğimiz bir darbe girişimi ile başlayan OHAL sürecinde 570 avukat tutuklanmış,1480 avukat hakkında da soruşturma açılmıştır. Bu şekilde savunma hakkı kısıtlamaları olmuş ve bu durum savunma üzerinde baskı hissi yaratmıştır.

     

    Bu nedenle savunmanın daha da güçlendirilmesi dileklerimizi tekrar etmek isteriz.

     

    Yine son dönemde Türkiye Barolar Birliği üzerinden yürütülen tartışmaları endişe ile karşıladığımızı belirtmek isteriz.

     

    Çağdaş ve demokratik ülkelerde barolar ,savunma hakkının ,hak arama özgürlüğünün ,demokrasinin, hukuk devletinin ,genel hukuk ilkelerinin etkin biçimde uygulanmasının en büyük güvencesidir.

     

    T.B.B ve Baroların susturulması avukatların ve dolayısı ile savunmanın susturulması anlamına gelecektir.

     

    Şu unutulmamalıdır ki; bir ülkede savunma hakkı ne kadar güçlüyse,hukuksal sistem de o kadar güçlü olacaktır.Adil yargılanma adaletin ve demokrasinin temel koşullarındandır.

     

    5 Nisan Avukatlar Günlerini antidemokratik uygulamaların son bulduğu adil, bağımsız, tarafsız ve güçlü bir yargının olması dileklerimizle kutluyoruz.

     

    Demokrasinin , İnsan Haklarının ve Hukuk Devletinin en büyük güvencesi olan savunmanın temsilcileri olan meslektaşlarımızın Avukatlar Günü’nü kutlar ; hukukun ve yargının sorunlarını çözdüğümüz günlere birlikte ulaşma dileği ile saygılar sunarız.”

     

     


    Etiketler: Avukatlar OHAL döneminde artan yeni sorunlarla karşı karşıya   
    |327 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 21:56 - 4 April 2018 Permalink | Cevapla

    Küçücük bedeninde koca bir evren taşıyan insan 

     

     

    O ağır konumdaki bir engelliydi…

     

    Yürüme deseniz bir adım dahi atıp yürüyemiyordu…

     

    Ellerini oynatma, kollarını kaldırma deseniz, ne ellerini oynatabilecek ne de kollarını kaldırabilecek kadar gücü bile yoktu…

     

    Düzgün şekilde oturma derseniz onu da oturamazdı… Yamru yumru bir şekilde oturuşu vardı…

     

    Bunların en ufak birini dahi yapmasını bir kenara bırakın hayatta kalabilmesi, yaşamını sürdürebilmesi amacıyla ne yemeğini yiyebiliyor ne de suyunu içebiliyordu…

     

    Beyninin içinde geçerek, yüreğinden süzülerek dilinin ucuna gelen tek bir kelimeyi dahi ses olarak dışa vuramazdı…

     

    Çok sevdiği eşi Jane’e bile, “Seni seviyorum” diyebilecek kadar konuşma durumu yoktu…

     

    Lucy, Robert ve Tim adındaki çocuklarının başlarını bir kez dahi okşayabildiğini, onları kucağına alabildiğini sanmıyorum…

     

    Buna rağmen onu tüm dünya tanıyordu…

     

    Kimden mi bahsediyorum elbette Stephen Hawking’den bahsediyorum…

     

     

    Bilim dünyası tarafından Albert Einstein’den sonraki en büyük dahi olarak kabul edilen ünlü İngiliz evrenbilimci ve fizik profesörü olan Stephen Hawking’den bahsediyorum…

     

    İtalyan astronom, fizikçi, mühendis, filozof ve matematikçi olan Galilei Gelileo’nun 300. ölüm yıldönümünde dünyaya gelen ve Albert Einstein’ın 139. doğum gününde ve aynı zamanda Pi Günü olan 14 Mart tarihinde ise 76 yaşında hayata gözlerini yumarak veda eden bilim dünyasının büyük dehası olan Stephen Hawking’den başkası değil bahsettiğim…

     

    Hangi insana, “Stephen Hawking’i tanıyor musun?” diye sorsanız “Engelli olan bilim adamı değil mi o?” diye cevap verirler…

     

    Evet, o bir engelliydi… Amyotrofik Lateral Skleroz ALS (ALS) hastalığına yakalandığından engelli olmuştu…

     

    Ancak engelliliğinden önce o bir bilim adamıydı… Hem de tüm dünyanın yakından tanıdığı bir bilim adamı… Engelliliği hiçbir zaman bilim adamlılığının önüne geçmedi… Belki de geçmesine izin vermedi… Engelliliğiyle barışık yaşadığını hayat öyküsünde görüp öğreniyoruz…

     

    Engelliliği hakkında, “Engelli bir bireyseniz, büyük ihtimalle bu sizin suçunuz değildir fakat insanlardan acıma beklemenin ya da dünyayı suçlamanın bir yararı da yoktur. Olumlu bir tavır takınmalı ve içinde bulunduğunuz durumu en iyiye döndürmeyi bilmelisin. Fiziksel bir engeliniz varsa, bunu psikolojik bir engele dönüştürmeyin. Bana göre, fiziksel engelli biri, kendisine fazla engel teşkil etmeyecek fiziksel aktivitelere yönelmeli. Sanırım, Paralimpik Olimpiyat Oyunları pek ilgimi çekmiyor. Bana söylemesi kolay, çünkü atletizm oldum olası ilgimi çekmemiştir.

     

    Diğer yandan bilim, engelli insanlar için çalışabilecekleri uygun bir alan. Çünkü olayın çoğu zihinde bitiyor. Elbette, deneysel çalışmalar biraz problem çıkartabilir ama teorik düşünmek de oldukça ideal. Benim engellerim, çalışma alanım olan teorik fizikte bana büyük bir sorun teşkil etmiyor. Aslına bakarsanız bana faydaları da dokundu. Derslerden ve yönetimsel işlerden muafım. Engellilik hayatım boyunca karımdan, çocuklarımdan, iş arkadaşlarımdan, öğrencilerimden aldığım yardımı es geçemem. İnsanların size yardım etmeye hazır olduklarını anladım. Yeter ki, yardımlarının işe yarayacağına dair bir şeyler gösterin onlara. Elinizden gelenin en iyisi yapın.” diyen Hawking’in şu sözleri ise hafızalardan silinmeyecektir.

     

    “49 yıl boyunca yakında öleceğim beklentisi içinde yaşadım. Ölümden korkmuyorum; ancak ölmek için acelem de yok. Yapmak istediğim çok fazla şey var.”

     

    “Bir kurbanın, eğer ki istiyorsa, kendi yaşamına son verme hakkı olmalıdır. Ancak bence bu büyük bir hatadır. Yaşam ne kadar kötü gözükürse gözüksün, her zaman yapabileceğiniz bir şeyler vardır. Mutlaka başarabileceğiniz bir şeyler vardır. Yaşamın olduğu yerde, umut da vardır.”

     

    Yaşama dört elle sarılarak çok sevdiği mesleğinin hakkını tam anlamıyla veren Stephen Hawking, İngiltere’de değil de bizim gibi gelişmekte olan ya da az gelişmiş olan bir ülkede dünyaya gelmiş ve yaşamış olsaydı ne durumda olurdu acaba?

     

    Hiç düşünmeden söyleyeyim… En başta ahret korkusuyla sevabına bakılacak yarım insan, sakat insan gözüyle bakılırdı…

     

    Mesleğiyle ilgili anılan biri olamazdı… “Yarım insandan, sakat insandan bilim adamı mı olur” diyerek engelliliği hep mesleğinin önüne konulurdu…

     

    Hep acıyan gözlerle bakılır, ah’lar vah’lar çekilerek, yer yerde dilenci yerine konularak eline avucuna üç-beş kuruşta sıkıştırıldıktan sonra, “Oh bir sakata sadaka verdim ona yardım ettim, sevap kazandım” diyerek vicdanlar rahatlatılmış olurdu…

     

    Bizim gibi engelliler içinse o her şeyden önce bir insandı… Başta kendine ve ailesine olmak üzere bilim dünyasına, öğrencilerine, yaşadığı ülkesine ve içinde bulunduğu bu koca dünyaya faydalı olan bir insandı…

     

    Engelliliğimizin başarıya yürümemize ve onu elde etmemize bir engel teşkil etmediğini, “Yaşam ne kadar kötü gözükürse gözüksün, her zaman yapabileceğiniz bir şeyler vardır. Mutlaka başarabileceğiniz bir şeyler vardır. Yaşamın olduğu yerde, umut da vardır.” sözleriyle bizlere yol gösteren küçücük bedeninde koca bir evren taşıyan örnek bir insandı…

     

    Aramızdan ayrılarak sonsuzluğa yürüyen koca adam, ışıklar içinde uyusun…

     

    Ali Haydar KOYUN

     

    Yazar/Engelli Aktivist

     

    E-Posta: alihaydarkoyun@hotmail.com

     

    Facebook, Twitter, İnstagram: @alihaydarkoyun


    Etiketler: Küçücük bedeninde koca bir evren taşıyan insan Stephen Hawking,   
    |348 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 20:06 - 30 March 2018 Permalink | Cevapla

    Tarihi binanın beton sıvaları kazıldıkça tarih gün yüzüne çıkıyor 

     

     “ESKİ ASKERLİK ŞUBESİ, KENDİ BAŞINA BİR MÜZE OLACAK”

     

    Beton sıvaların arkasına gizlenen tarih, restorasyon çalışmaları ilerledikçe gün yüzüne çıkıyor. 1893 yılında yapılan tarihi Askerlik Şubesi’ndeki restorasyon çalışmalarını yerinde inceleyen Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, “Kent Müzesi bazında düzenleyeceğimiz bu bina, kendi başına bir müze olacak.” dedi.

     

    1893 yılında Abdülhamit döneminde yapılan ve Malatya’da uzun yıllar redif asker alma yeri olarak işlev gören tarihi Askerlik Şubesi, daha sonraki süreçte Askeri Mahkeme, Sıkı Yönetim Komutanlığı, Merkez Komutanlığı, İnzibat Komutanlığı ve Askere Alma Şubesi hizmet vermişti. Süreç içerisinde yapılan beton sıvalar ve yeni ek binalar, tarihi binanın tarihini, yapılan beton sıvalar ve ek binaların gölgesinde bıraktı.

    Tarihi binanın Battalgazi Belediyesi’ne devri ile başlayan süreçte, Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın yoğun gayretleri sonucu yapılan restorasyon çalışmaları, tarihi binanın tarihini yeniden gün yüzüne çıkardı. Beton sıvaları özenle kazılan ve sonradan yapılan ek binalar, restorasyon çalışmaları kapsamında yıkılarak, tarihi binanın aslına dönüşümü sağlanıyor.

     

    Restorasyon çalışmalarını gece gündüz her fırsatta yerinde inceleyen Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, restorasyon çalışmalarının tamamlanması ile birlikte Kent Müzesi olarak hizmete sunulacak olan tarihi binanın, kendi başına bir müze olacağını söyledi. Başkan Gürkan, tarihi bina hakkında bilgiler vererek, “Askerlik Şubesi 1893 yılların sonlarında yapılan bir yapı. Hakikaten o dönemde Osmanlı topraklarında 8 -10 mekânda yapılan tarihi yapıtlardan bir tanesi. O dönemde redif asker alma yeri olarak yapılan bu bina, daha sonra kendi orijinaline sadık kalınmadan değişik eklenti ve eklentiler yapılarak aslından çok uzaklaştırılmış, bu ucube bir yapı haline büründürülmüş betonlar ve seramikleri ile. Ama yapılan restorasyon çalışmalarında gösterdiğimiz hassasiyetin sonucu olarak bugün burada betonlar var iken, bu salt taşlar ve silinmiş taş yapılanma olduğunu gördük. Ve tavanların kendi orijinal ağaçların silinmesi ve diğer kısımların sıvalarının sökülmesi, ortaya çıkarılması ve daha sonra eklenti ve yığmalar ile binanın bir buçuk metresinin de toprak altında kalması, binanın orjinliğini saklamış ve üst sıvalar ile birlikte tamamen köreltmişti.

    Bizim yaptığımız restorasyon işlemlerinde özellikle bu sıvanın soyulması, binanın orijin temeline düşürülmesi için hafriyat çalışmalarının yapılması ve sonradan yapılan eklentilerinde yıkılarak orijinal binanın ortaya çıkmasını sağlamaya gayret ediyoruz. İnşallah burası yapıldığı zaman, kent müzesi bazında düzenleyeceğimiz bina, kendi başına bir müze olacak. Kendi başına inceleme konusu olacak binanın kendisi bir müze hüviyeti taşıyacağı için Kent Müzesi olması olgusu belki ikinci veya üçüncü plana kalma durumunda olacak.

     

     

    Onun için binanın kendi orijini ortaya çıkarma noktasında gerek restorasyonu yapan ilgili müelliflerle yapmış olduğumuz görüşmelerde, gerek mimarlarımız ve gerekse kendi kontrol ekibimizle birlikte ortaklaşa çalışarak buranın orijin yapısını ortaya çıkararak, kendi binanın müze olması ve akabinde Kent Müzesi ile taçlandırmasını amaçlamaktayız. Burası da 2018 Temmuz ayına bitirmeyi planlıyoruz. Bitiği zaman Malatya’da değil, Türkiye’de ses getirecek bir yapı ve müze hüviyeti kimliğini yansıtacak diye düşünüyorum.” dedi.

    Restorasyon çalışmaları kapsamında yapılan çalışmaları gece de denetleyen Başkan Gürkan, “Gece olmasına rağmen özellikle buradaki hafriyatın alınarak taban duvarların ve esas zeminin bulunması noktasında epey bir hafriyat alınacak. Yapılan çalışmalarda belli bir aşamaya gelindi. Herhalde 2 gün içerisinde diğer kısımlar alınırsa, binamızın gerçekten bütün değeri ortaya çıkacaktır. Bu binanın Malatya’mıza ve insanlık tarihine hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.


    Etiketler: Malatya Askerlik Şubesi Kent Müzesi   
    |356 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 18:54 - 29 March 2018 Permalink | Cevapla

    MALATYA’DAKİ YABAN HAYATI TANITIM MERKEZİNİN ZİYARETÇİLERİ 

     

    MERKEZİ GEÇTİĞİMİZ YIL 25 BİN KİŞİ ZİYARET ETTİ

     

     

     

    Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun talimatlarıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen yaban hayatı tanıtım merkezi, ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyor.

     

    Vatandaşların yaban hayatı türü hakkında bilgi sahibi olabilmeleri ile türlerin yeni nesle tanıtılması maksadıyla tesisi edilen ve ülkemizin tabii hayata uyarlanmış ilk yaban hayatı tanıtım merkezini olma unvanına sahip olan alan 2017 yılında 25.000 kişi tarafından ziyaret edildi.

     

    Malatya Beydağı Tabiat Parkı içinde inşa edilen ve 2015 yılında hizmete açılan sayısız yaban hayvanının tahnitinin bulunduğu müze, 24 saat nemin ve sıcaklığın dengelenmesini sağlayan özel klima sistemlerine sahip bulunuyor. Özellikle çocukların büyük bir ilgisini çeken merkezi her yaştan vatandaş ziyaret ediyor.

     

    Çöl varanı, ceylan, küçük orman kartalı, bıldırcın, yaban keçisi, porsuk, çil keklik, boz ayı, kılkuyruk, yeşilbaş ördek, karaca, turaç, kum kekliği, toy, angıt, kızılşahin ve çizgili sırtlan başta olma üzere birçok türün tahnitinin sergilendiği müze ücretsiz olarak ziyaret ediliyor.

     

    Merkez Her Yıl Binlerce Ziyaretçiyi Ağırlıyor

     

    Tabiatı değerlerden mükellef bir kurum olduklarını ifade eden Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu şunları söyledi:

     

    “Tabiatla ve tabii hayvanlarla alakalı vatandaşlarımızı bilgilendirmek özellikle de çocuklarımıza bu konuda gerekli tanıtımı yapmak gayesiyle çeşitli projeler uyguluyor ve tesisler açıyoruz. Malatya’da da hizmete açtığımız yaban hayatı tanıtım merkezi 2015 yılından bu yana hizmet veriyor ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. 2017 yılında 25.000 kişinin ziyaret ettiği bu merkeze her yıl daha fazla konuğun gelmesini ve o tahnitleri görmesini temenni ediyoruz.”


    Etiketler: MALATYA’DAKİ YABAN HAYATI TANITIM MERKEZİNİN ZİYARETÇİLERİ   
    |357 kez okuma|
     
  • Azzet Bibi

    Azzet Bibi 18:50 - 29 March 2018 Permalink | Cevapla

    Yunus Emre, Aşık Veysel, Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş için söylüyoruz 

     

     

    BAŞKAN GÜRKAN, “4 BÜYÜK OZAN İÇİN SÖYLÜYORUZ’ ADLI PROGRAMA KATILDI

     

    Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Atatürk Kız Anadolu Lisesi tarafından düzenlenen ‘Kaybolan Değerlerimiz, 4 Büyük Ozan İçin Söylüyoruz’ adlı programa katıldı. Burada konuşan Başkan Gürkan, ozanların milletimiz nezdinde birer değer olduğunu söyledi.

     

    Atatürk Kız Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni Benagül Şahin tarafından hazırlanan ‘Kaybolan Değerlerimiz, 4 Büyük Ozan İçin Söylüyoruz’ projesi kapsamında Yunus Emre, Aşık Veysel, Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş gibi ozanları öğrencilere tanıtmak amacıyla program düzenlendi. Proje kapsamında Atatürk Kız Anadolu Lisesi’nin yeni ve eski okul mekanları kullanılarak hazırlanan klip, programa katılanların beğenisine sunuldu. Battalgazi Belediyesi tarafından yaptırılan Atatürk Kız Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen programa, Battalgazi Kaymakamı Abdül Kadir Duran, Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Battalgazi İlçe Milli Eğitim Müdürü Recep Bulut, Akçadağ Belediye Başkan Yardımcısı Eyüp Işık, Atatürk Kız Anadolu Lisesi Okul Müdiresi Ulviye Işık, okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. Burada konuşan Atatürk Kız Anadolu Lisesi Okul Müdiresi Ulviye Işık, proje hakkında bilgiler vererek, “Bu proje müzik öğretmenimiz Berna Gülşahin tarafından okulumuzun kendi iç paydaşları ve maddi desteği ile hazırlanmıştır. Projenin klibi de eski ve yeni okul iç ve dış mekanları kullanılarak hazırlanmıştır. Projenin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Umuyorum ki bizim bu projemiz bu alanda yapılan çalışmalara da bir örnek teşkil etsin. Okulumuz Kız Anadolu Lisesi olması yönüyle Malatya’da tektir. Şimdiye kadar binlerce kız öğrenci mezun etmiş olan okulumuz bunların her birisinin toplumun saygıdeğer bir ferdi olmasına katkıda bulunmuştur.” dedi.

     

    Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan ise, ozanlarımızın milletimizin gönlünde önemli bir yerinin olduğunu belirterek, “Buradaki okulların amacı Milli Eğitimin temel amacı iyi vatandaş, iyi yurttaş olma, kaliteli bir eğitimin yanında vatanına milletine, ülkesine, bayrağına ve devletine bağlı birer bireyler olmasını da sağlamaktır. Bu hasletlere bağlılığın en temel göstergesi sözle değil icraatla olur. Ozanlarımız bizim için anlamlı ve önemlidir. Onların belli zamanlarda yad edilmesi de çok önemlidir. Bizlere okul zamanlarımızda Âşık Veysel’i anmıştık. Onun için Âşık Veysel bizim zihnimizde kalıcı ve izlidir. Neşet Ertaş ve Aşık Mahzuni de hakeza öyle. Yunus Emre de gönül adamıdır. Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı. İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise… Yani en önemli şey biz gönüller yapmaya geldik. Gönüller yıkmaya değil. Bunun hesabını yapacağız.” diyerek, programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

     

    Program, daha sonra Atatürk Kız Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni Benagül Şahin’in öncülüğünde hazırlanan ‘Kaybolan Değerlerimiz, 4 Büyük Ozan İçin Söylüyoruz’ adlı klip, programa katılanların beğenisine sunuldu.


    Etiketler: Aşık Veysel, Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş için söylüyoruz, Yunus Emre   
    |369 kez okuma|
     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal
error: Content is protected !!